Only visible to XING members.

ÇOK MU YAŞLANDIK ?

Çok mu Yaşlandık?

"Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
çok güzel bir ülkede mahalleler varmış.
Bu mahallelerin çocukları
birbirlerini çok severlermiş.

Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak
aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin
tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.

Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu
yavaş yavaş gelişirmiş. O zamanlar çocuklar okula
servis ile değil, köşebaşında buluşarak giderlermiş.

Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar,
şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV'yi, Interneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu...
Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup
sevgileri keşfetmeyi.

Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları. Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.

Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen
evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş kaybedince kapışı,
Teksas'i, Tommiks'i, Konyakçı'nın dişlerini...

İç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini.Üç korner bir penaltıyı. Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını...

Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı
kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı...
Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını.
Yakar topun yakışını.Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı. Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-ödleği.
Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma,
topaç virtiözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları...
Açık hava sinemalarını, frigo buzu...

Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar
değişmeye başlamış.
Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma
kollama duyguları bu mahallenin
çocuklarının başlarına çok isler açmış.
Daha sonra issizlik, hayat pahalılığı,
enflasyon, köseyi dönme, adamını bulma,malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri,

tatminsizlikleri ile başbaşa kalmış.
Çocukları mı? Çocukları simdi koca koca apartmanların arasında,

nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada,

emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar.

Anneleri babaları onları çok seviyor.
Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç
sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria'dalar.

Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor.

Çocuklar trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor.

Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dersane reytinglerini izliyorlar.
Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar.

Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.
Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...
Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak,
salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan,
yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...
Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları..."

Can yüceL