Engin Sansarcı Engin Sansarcı Moderator

Nasıl Kurumsal Olunur? (Ve Nasıl Olunmaz?)

Kurumsal olmak demek, bir kuruma ve faaliyetlerine "şahsiyet, ilke, misyon ve vizyon" kazandırmaktır. Bakın gördünüz mü? Ne kadar kolaymış! Hayır, aslında o kadar kolay değil. Birçok kurumda bu tür "kurumsallaşma faaliyetleri" lafta kalıyor. Ama her şeyden önce, kurumsallaşmak istenildiğinden emin olunması gerekiyor kanımca. Bu konunun benim kariyerimde ayrı bir yeri vardır. Henüz daha öğrenci iken, ABD'den gelen o süslü ve birinci kalite kağıda basılmış kitaplardaki McDonald's ve IBM caselerini okuduğum dönemlerde, kısmi de olsa iş hayatıyla tanışmıştım. Heyecanlı ve istekliydim, çok fazla ingilizce kelime kullanıyor, ingilizce terimlerin kendimce türkçe açıklamalarını yapıyordum zihnimde. Yüksek bir beklenti ve kariyer hevesiyle tanıştığım iş yaşamında, pek çok şeyi düzeltebileceğimi, insanların hayranlığını kazanacağımı, takdir edileceğimi, hem kurumuma hem de kendime çok para kazandıracağımı hayal ediyordum. Şirketin üst yönetiminde 3 tane patron, ve bu patronları yöneten bir patroniçe (aynı zamanda insan kaynakları müdürü) vardı. Şirket AB yolunda ilerleyen Türkiye rüzgarını da arkasına alıp, esas patronun gayrimenkullerinden dolayı sağladığı finansman olanaklarına da güvenerek, İstanbul'a taşınmıştı. Temizlikçi, 2 tane şöför, 3 patron, 1 patroniçe, 1 aşçı, 1 çaycı, 1 ofis boy, 1 muhasebeci ve ben olmak üzere 12 kişiydik. Çok şey yapacaktık. Ama tabi en başta kurumsallaşacaktık. Peki nereden başlamak lazımdı? Elbette örgütlenmeden. Bir organizasyon şeması yapmak lazım. Patronlar üstte, tamam. Onlar kendi aralarında bir iş bölümü yapmışlar zaten. Altında insan kaynakları. Bu da tamam. Ve ben dahil herkes, yani şöför, çaycı, temizlikçi v.s. insan kaynakları müdürüne bağlı! Başka ne yapabilirdik ki! Biz insan kaynağı isek, herhalde insan kaynakları müdüresine bağlı olacaktık, var mı başka bir yol? O zamanlar matrix örgüt yapılarına filan çok merak sarmıştım. Ama elbette ki mevcut durumda, 12 kişi için, böyle şeylere gerek yoktu. Neyse biz işimize bakalım... dedik... Ve baktık. Sadece baktık. İşimiz neydi bizim? Söylenene göre inşaat. Aslında yalnızca inşaat değil; ithalat, ihracat, yatırım, turizm, ticaret, hayvancılık, tarım ve eğitim. Yani portföy geniş. Kimin ağzının suyu akmaz ki! Yapılacak çok güzel şeyler vardı. Tamam elimizde bir fabrika yok, şantiye de yok. Ama önemli olan kurumsal bir firma bünyesinde finansal ve beşeri kaynakları seferber edip en yeni yönetim ilke ve tekniklerini başarıyla uygulamaktı. O halde bir an evvel işe başlamak lazımdı. Neyse, ilk işimiz süreç yönetimi yaklaşımını firma bünyesinde uygulamaktı. Biz de uyguladık. Görev, yetki ve sorumluluklar süreçler ışığında belirlendi. Zaten fazla bir süreç de yoktu. Ardından birkaç toplantı ve geçen birkaç ayın sonunda firmaya bir metrekarelik bir beyaz tahta, ve renkli renkli kalemler aldık. Malum, iş dünyasında toplantı olmadan olmaz, e madem toplantı olacak, bir beyaz tahta da lazım. Gel zaman git zaman, birkaç fizibilite çalışması yaptık. Gerek mıcır fabrikası, gerek yün işleme fabrikası. Tahmini maliyetler, pazar araştırmaları v.s. yapıldı. Güzel güzel raporlar hazırladık MS Ofis'te. Klasörledik. Sonra ne oldu bilmiyorum. Bir ara bir "iç mimar" aldık. Patroniçenin kuzeni. Yabancı dilsiz olmaz diyerekten bir de hoca tuttuk ona, ingilizce öğretsin diye. Bir de Rusça bilen bir tercümanımız vardı, ilkokul mezunu bir Azeri arkadaşımız. O da arasıra market alışverişini yapardı. Muhasebecimiz patroniçeye alınan yeni otomobilin taksitlerinin patronun hesabından internet şubesi aracılığıyla ödenmesiyle ilgileniyordu. Ve tabi market alışverişleri v.s. gibi maliyetler de vardı. Hergün 5- 6 çeşit yemek yapacak kadar malzeme temin etmiştik. Farklı marketlerdeki ürün fiyatları dikkate alınıp bir analiz yapıldı, en ucuza malolan yerlerden alışverişler yapıldı. Finansal yönetim bende en çok heyecan yaratan konuydu. Aklımda "entegre finansal yönetim sistemi" diye adlandırdığım bir proje vardı. Her türlü kararın finansal boyutlarının "çok hızlı bir şekilde" analiz edileceği, ve her kararda şirketin mevcut finansal konumunun maksimize edileceği bir nevi "decision support system". Önce patroniçeye, ardından da büyük patrona açtım konuyu. Bana nereden başlamamız gerektiğini sordu. Süre istedim. Para nereden nereye akıyor diye bir analiz yaptım kendimce. Ve farkettim ki bütün para patronun kredi kartından akıyor. Patroniçenin çocuğunun dadısının maaşı dahi patronun kredi kartından, şirketin muhasebecisi aracılığıyla ödeniyor. Hemen küçük bir "master plan" hazırlayıp, kapıyı çaldım. "Madem tüm işlemler sizin şahsi finansal gücünüze dayanarak yapılıyor, bahsi geçen finansal karar destek sisteminin, sizin finansal durumunuzun bilgisini barındırması gerekiyor" dedim. Tahmin edebileceğiniz gibi patron bu lafıma çok bozuldu. Şimdi o anı gülümseyerek anımsıyorum. Takip eden bir haftayı patronun misafirlerine alınacak porselen yemek takımının hangi marka olması gerektiğine dair toplantılar yaparak geçirince farkettim ki yanlış yerdeyim. Kurumsallık her durumda ve her zaman olması gereken bir kavram değildir. Örneğin bir kuruyemiş dükkanı işletiyorsanız, kurumsal murumsal olmayın. Bırakın "Ahmet Abi'nin yeri" diye bilsinler orayı. Eğer hangi sektörde hangi işi yaptığınız belliyse, piyasada iyi veya kötü bir şekilde "algılanıyorsanız", o zaman buyrun kurumsallaşalım. Nasıl mı yapacağız? Öncelikle sermayedarlar, çalışanlar, tedarikçiler ve müşterileri belirleyip hepsinin mutabık olduğu bir "isim" koyacağız kendimize. Biz kimiz, neyiz, nasıl tanınıyoruz, bunları belirleyeceğiz. Ardından kendimize bir ideal belirleyeceğiz. Nasıl şahsımız için idealler belirliyoruz, kurumumuz için de belirleyeceğiz. İnsanların kendilerine kariyer oluşturmaları ile kurumların kurumsallaşmaları birbirine çok benzerdir. Önce tutku ile yapılan işler belirlenir, ve bunlardan hangileri ideallere uygunsa onlar seçilir. Kurum için de bir ideal belirlenmelidir. Ardından kurumun tutku ile yaptığı (!) işler belirlenir. Ve bu işlerden hangileri ideallere uygunsa, onlar kurumun asıl işi olmalıdır. Buna gerekirse kurumun olmazsa olmazı, misyonu veya vizyonu deyin. Bunun ardından, uzun dönemli planlar yapıp günü kurtarmaya çalışmamak, paydaşların ayrı ayrı çıkarları ile kurumun çıkarlarının birbirinden ayrıştırılması, operasyonel seviyedeki işlere patronların doğrudan karışmasının engellenmesi gelmelidir. Ve diğer tüm “yönetim kuramları” gibi, kurumsallaşma da yalnızca yerinde ve zamanında işe yarar, her bünyeye uygun değildir.
Bekir Yıldız Bekir Yıldız
Ynt: Nasıl Kurumsal Olunur? (Ve Nasıl Olunmaz?) engın bey su yasadıgınız konu benı gecmıse goturdu.kurumsallık faalıyetınde cok cabalamıstım yanlıs yerde oldugumu anladıgımda ıse cok uzulmustum ama ınatla ben bır kac yerde ısrarla kurumsallasma mucadelesı verdım ve yıne yanlıs yerde oldugumu anladım..ben su sorunun cevabını bulamadım aıle sırketlerı kurumsallasa bılırmı?sız buna ınanıyormusunuz.dısarıdan kurumsal gıbı gozuken hala cebınden para veren bır suru muduru varken kapıcıdan soforden bılgı alan ısyerı mutfagındakı kadından aldıgı bılgıyı genel mudurunden aldıgı bılgıden degerlı tutan patronlarımız yokmu? ben ınanıyorumkı aıle sırketlerı asla ve asla kurumsallasamaz bu konuda sızlerın dusuncesı ne paylasabılırmıyım. saygılarımla bekir yıldız
Engin Sansarcı Engin Sansarcı Moderator
Ynt: Nasıl Kurumsal Olunur? (Ve Nasıl Olunmaz?) Bana göre aile şirketleri de kurumsallaşabilirler. Elbette o zaman "aile şirketi" olarak anılmayacaklardır. Bir aile şirketinin kurumsallaşması için öncelikle "aile şirketi olarak anılmamayı" seçmesi gerekir kanımca. Sonuçta bu bir seçimdir, ve ille de kurumsallaşmak gerekmemektedir.