SAĞLIK SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI

SAĞLIK SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI

Posts 1-1 of 1
  • User photo
    Nagehan Köksal
    The company name is only visible to registered members.
    663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname
    Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 02 Kasım 2011 Tarih ve 28103 Sayılı (Mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
    Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki bu kararname hazırlanırken, sağlık çalışanlarının hiçbir kesiminden görüş alınmamış, kararname, Sağlık Bakanlığı ilgilileri tarafından hazırlanmıştır.
    Hazırlanan kanun hükmündeki bu kararname, bu özelliği nedeniyle iktidar ve muhalefet partilerinin yer aldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmemiş, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan metin, hükümet tarafından kabul edilmiştir.
    Bu nedenle, çok önemli bir değişimi içeren bu 60 maddelik metnin, ilgililerin görüşleri alınmadan yalnızca hükümet tarafından hazırlanıp kabul edilmesi, ülkemizde “bu gibi yasa tasarılarının hazırlanmasında ve kanunlaşmasında izlenen yolun terk edilmesi” adına çok üzücü ve endişe vericidir.
    Hükümetin hazırlayıp kabul ettiği Kararnamenin 34. Maddesine göre hastaneler “… tıbbi ve mali kriterler ile kalite, hasta ve çalışan güvenliği ve eğitim kriterleri çerçevesinde Kurumca belirlenecek usul ve esaslara göre altı aylık veya bir yıllık sürelerle değerlendirmeye tabi tutulur. Bu değerlendirme, kamu veya özel değerlendirme kuruluşlarına da yaptırılabilir. Değerlendirme sonuçlarına göre hastaneler yukarıdan aşağıya doğru (A), (B), (C), (D) ve (E) şeklinde gruplandırılır…”
    Bu durumda, örneğin E grubu içinde yer alan bir hastaneden kimler sağlık hizmeti alacak ve kimler hangi koşullarda sağlık hizmeti vereceklerdir? Bu sorular diğer grup hastaneler için de aynen sorulabilir.
    Bu durumda, Kanun Hükmünde Kararnamenin Birinci Bölüm, Görevler başlığı altında yer alan Madde 2, e) fıkrasında bildirilen “…yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunumu…” nasıl sağlanmış olacaktır?
    Yine bu durumda, Kararnamenin Birinci Bölüm, Görevler başlığı altında, Madde 2, 1. Fıkrada yer alan temel görevini Bakanlık nasıl yerine getirmiş olacaktır? “Bakanlığın görevi, herkesin bedeni,
    zihni ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hali içinde hayatını sürdürmesini sağlamaktır.”
    Yine bu durumda, sağlığın temel bir hak olma özelliğinin varlığını sürdürebilmesi sizce mümkün müdür?
    Bu kararname ile özelleşen sağlık hizmetinde, asli niteliği süreklilik olan hizmet, bundan böyle sözleşmeli çalışan aracılığı ile güvencesiz koşullarda yürütü¬lecektir. Kararnamenin kabulünden önce 4/a kadrosunda çalışanlar “şimdilik” kaydıyla aynı kadrolarda işlerine de¬vam edeceklerdir.
    Sözleşmeli statüde çalışma, işverenin istediği zaman bir çalışanının işine son vermesini imkanlı kılan bir çalış¬ma biçimidir. Öncelikli kaygısı kar olan bir işletmenin pek çok nedenlerle çalışanlarını işten çıkarması “insan gücün¬den tasarruf etmesi” bilinen, yaşanan gerçeklerdir.
    Kararname, ül¬kemizde yabancı uyruklu doktor ve hemşirelerin çalışmasına izin vermektedir.
    Türk uyruklu hemşireler kendi ülkelerinde az para ile ağır çalışma koşullarında, yer yer taşeron işçi ola¬rak çalışırken, bize göre çok daha iyi koşullarda çalışan yabancı doktor ve hemşirelerin ülkemize gelmesi mümkün müdür? Ya da hangi ülkelerden gelmek için talep olacaktır?
    Bu konudaki bir diğer çok önemli ve derhal ce¬vaplanması gereken soru şudur: Türkiye’de hemşire sayısı yetersiz ise; neden hemşireler bir mesleki yeterlilik sınavı olmayıp, işe girmek için bir yarış sınavı olan KPSS sınavı yapılarak eleniyor? Madem ki ihtiyaç var, o zaman herke¬sin işe alınması gerekmez mi?
    Kararnamede “Uzlaştırma Prosedürü” başlığı altın¬da yer alan 24. Madde, taşıdığı üslup itibarı ile en hafifinden “korkutucu” olarak nitelenebilir. Yapılan hata karşısında “uzlaştırma masrafları”, “arabulucu ücreti”, “sigorta öder!” “hatayı yapan sigortalı değilse kendisi öder!” gibi ifadeler, işletmelere has ifadelerdir. Bu durum, sağlık hizmetinin şirketleştirildiğinin en somut ifadesidir.
    Şirketleşen bir yerin en temel kaygısı kar olunca, sağlık bir “hak” olma özelliğini nasıl koruyabilir? Ayrıca bu madde ile özellikle kısıtlı olanaklara sahip, iyi organize edilmemiş, iyi yönetilemeyen hastanelerde, koşullardan kaynaklanan mesleki uygulama hatalarının faturası sağlık çalışanlarına kesilecek, işletme yönetimi karşısında aynı safta yer alan hasta ve sağlık çalışanları karşı karşıya gelebilecektir.
    Kararnamede “Sağlık Serbest Bölgeleri” 49. Madde, sağlıkta uluslararası pazar arenasına ülkemizin bu yolla da gireceğini ve kar payında/kapışmasında vergi vermeden yer alacağını ifade etmektedir.
    Sağlığın alınır-satılır bir meta haline gelmesi biz çalışanları da alınıp satılabilen ucuz emek gücü haline getirmez mi? Nitekim Kararnamenin Birinci Bölüm, Görev¬ler başlığı altında yer alan 2. Madde e) fıkrasında geçen şu söz, az insanla, az parayla çok iş mantığını yansıtmıyor mu? “insan gücünde ve maddi kaynaklarda tasarrufu sağlamak…”
    Kararnamede “Sağlık Meslekleri Kurulu” Madde 23, meslek örgütlerinin, mesleki eğitim kurumlarının, temsilcileri oldukları mesleğin temel ve temel sonrası eğitimine, mesleki ahlak kuralları ve meslek hataları ile ilgili tasarruflarına doğrudan el koymakta, onları adeta işlevsiz hale getirmektedir.
    Kararnamede Aile Hekimliği pilot uygulama olmaktan çıkarılmış, yerleşik bir sağlık hizmeti haline getirilmiştir.
    SONUÇ OLARAK: Sağlığı Piyasa Koşullarına Terk Eden, Yalnızca Hekim ve Hastayı Tanıyan, Diğer Sağlık Meslek¬lerinin Adını Bile Anmayan, İşlevlerini Adeta Tek’e İndir¬geyen (doktor dışında, tüm sağlık çalışanları mesleki unvan olarak farklı da olsalar birbirlerinin işini yapabilirler anlayışı), Halkımızın ve Tüm Sağlık Çalışanlarının Sağlığını Tehdit Eden Bir Yasa ile Karşı Karşıyayız