SAĞLIK SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI

SAĞLIK SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI

Posts 1-1 of 1
  • Ercan ALPTÜRK
    Ercan ALPTÜRK    Premium Member   Group moderator
    The company name is only visible to registered members.
    ECZANE İŞLETMELERİNİN FİNANSAL VE VERGİSEL SORUNLARI
    ECZANE İŞLETMELERİNİN
    FİNANSAL VE VERGİSEL SORUNLARI*

    I- GİRİŞ:

    İlaçlar ile ilgili en eski bilgilere Milattan 3000 yıl kadar önce yazıldığı saptanmış olan Sümer tabletlerinde rastlanmıştır. Daha sonraları, Mısır Papirüslerinde, Çin, Hint, Arap ve Acem yazmalarında bu konuda geniş bilgilere ulaşılmıştır. Anadolu’da ilk eczaneler Selçuklu döneminde kurulan hastanelerde açılmıştır. Bunların ilki de Kılıç Arslan’ın kızı Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine, 1206 yılında Kayseri’de yapılmış olan Gevser Nesibe Sultan Şifahanesi' nde bulunmaktadır.

    İstanbul'da Avrupa’daki benzeri ilk özel eczanelerin 18. yüzyılın ortalarında yabancı uyruklu eczacılar tarafından açıldığını ve Kırım savaşı (1854) sırasında Avrupa devletlerinin orduları ile birlikte İstanbul'a gelen yabancı hekim ve eczacıların etkisi ile sayılarının arttığı sanılmaktadır. Bu tarihlerde İstanbul' da tamamı yabancı uyruklulara ve azınlıktan olan kişilere ait 45 eczane bulunmaktaydı. Bu eczanelerin çoğu Beyoğlu ve Galata semtlerindeydi.

    2 Şubat 1861 tarihinde yürürlüğe giren Belediye İspençiyarlık Sanatının İcrasına Dair Kanun ile eczacıların çalışmaları bir nizama sokulmak istenmiş ve bunun için bir çok yeni hüküm ve zorunluluklar getirilmiştir. Bu tüzük ile Eczacılık bağımsız bir sanat ve meslek olarak kabul edilmiş ve eczanelerin Avrupa düzeyinde kurumlar haline getirilmesi ön görülmüştür. Bu dönemde eczaneler, reçete kabul ve laboratuvar olmak üzere iki kısım halinde kurulmaktaydı.

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türk ve Müslüman eczacıların adedi çok azdı. Bunun başlıca iki nedeni bulunmaktaydı. Birinci neden, Türk ve İslamların eczacılığı esnaflık kabul ederek bu mesleğe itibar göstermemeleri, ikincisi ise ”eczacılık stajı” için çalışılacak eczane bulmanın zorluğudur. 1890 yıllarına kadar İstanbul' da eczane sahiplerinin hemen tümü gayrimüslim idi. Bunlar yanlarına müslüman çırak almayı kabul etmedikleri gibi, müslümanlar da genç çocuklarını, çırak olarak, gayrimüslim bir kişinin yanına göndermeyi arzu etmiyorlardı.

    Askeri Tıbbiye Mektebinden 1840, Sivil Tıbbiye Mektebinden 1870 yılından itibaren, az miktarda Türk ve Müslüman eczacı mezun olmuş ise de bunlar genellikle ordu ve devlet hastanelerinde görev almışlardır. Bu nedenle de şehirlerdeki özel eczaneler uzun süre yalnız yabancı uyruklu ve ya azınlıklardan olan eczacılar tarafından açılmış ve yönetilmiştir. Türk eczacılar, İstanbul’da özel eczane açmaya 1888 yılından itibaren başlamışlardır. 1908 yılında Meşrutiyetin ilanı ile birlikte, memlekette yeni bir ortam meydana gelmiş ve meslek mensupları aralarında birlik ve yardımlaşmayı sağlamak için cemiyetler kurma girişimlerine başlamışlardır.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında, her müsaade isteyen esnafa birer Ecza Deposu ruhsatı verilmiş olup, yalnız İstanbul'da 70 kadar ecza deposu bulunmaktaydı. Bunlardan yalnız 10 tanesi içerik açısından normal bir ecza deposuna benzemekteyken, geri kalanı ancak bir aktar dükkanına andırıyordu. Her alanda olduğu gibi, eczacılık alanında da Cumhuriyet dönemi ile birlikte, köklü değişiklikler olmuş ve Türk eczacılığının da çağın koşullarına uygun bir duruma gelebilmesi için her türlü gayret gösterilmiştir. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında memleketimizde eczacılık, ecza ticareti, depoculuk ve ilaç ve galenik preperatlar yapımı büyük ölçüde azınlıklar ve yabancı uyruklu kişiler elinde veya kontrolünde idi. Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi ve 1928 yılında uygulanan eczanelerin sınırlandırılması kararı, bu durumu Türklerin lehine çevirmiş ve azınlıklar tarafından yönetilen bir çok eczane, depo ve imalathane Türklerin idaresine geçmiştir. Fedakar cumhuriyet nesli, bütün maddi ve manevi güçlüklere karşın, bugün övündüğümüz eczacılık müesseselerini kurarak memleket sağlığına hizmet etmişlerdir. Bunların içinde Hüseyin Hüsnü Arsan, Kemal Atabay, Hasan Derman, Ferit Eczacıbaşı, M. Nevzat Pısak, Dr. İ. Ethem Ulugay, İsmail Hakkı Yeşilyurt gibi şöhretleri saymak mümkündür.

    Türkiye’nin ilk eczacılık fakültesi olan Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, 1960 yılında öğretime başlamıştır. Bunu 1962 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi izlemiştir.

    Cumhuriyetin ilk döneminde İstanbul ve çevresinde bulunan eczanelerin sayısı 300 kadar olup bunlar bazı bölgelerde birbirine sıkışık olduğu gibi, alışverişi kıt ve dükkanları da hemen hemen boş bir vaziyette ve mali bakımdan da acınacak bir halde idiler. Bu duruma bir çare bulmak, eczacıları ve eczaneleri mali bakımdan kuvvetlendirmek ve halk sağlığına yardım eden kurumlar haline getirmek için 1927 yılında 964 sayılı ”Eczaneler ve Eczacılar Hakkında Kanun” çıkartılmıştır.

    II- ECZACILIK FAALİYETLERİNİN NİTELİĞİ ÜZERİNDE DEĞERLENDİRMELER:

    Eczacılık faaliyeti, ilaç üretimini ve üretilen bu ilaçların tüketimine kadar geçirdiği aşamalardaki tüm yetki ve sorumlulukları üstlenmiş bir meslek faaliyetidir. Günümüzde, eczanelerin genel görüntüsü ticari işletme boyutuna sahip olmalarıdır. Bugünkü koşullarda, eczaneler ilaç üretmemekte, fabrikasyon üretim sonrasında oluşan piyasa içerisinde ilaçların temin edilmesi ve perakende satışına yönelik işlevleri yerine getirmektedirler. Ancak, çok istisnai olarak doktorlar tarafından yapılan özel çalışmalar sonucunda ilaçların eczaneler tarafından üretildiği ve satıldığı da bir gerçektir.

    Eczacılık faaliyetlerini düzenlendiği 6197 sayılı “Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun” ve bu kanuna bağlı olarak çıkartılan yönetmelikler çerçevesinde oluşturulan yasal ve yönetsel düzenlemeler söz konusu faaliyetlerin hukuki boyutunu ortaya koymaktadır. Eczacılık faaliyetleri çerçevesinde hizmete konu olan ürünler; beşeri ilaçlar, veteriner ilaçları, zirai ilaçlar, kimyevi maddeler, kozmetikler ve tıbbi malzemeler şeklinde sıralanabilir.

    III- ECZANELERDE EMTİA FİYATLANDIRMASI NASIL YAPILMAKTADIR?

    Eczanelerin satışa konu ettikleri emtiaların fiyatlandırmaları ilaç ve ilaç dışı mallar olarak farklı özelliklere sahiptir. Öncelikle ve en önemli kısım olan ilaçlar açısından durum değerlendirildiğinde; ilaç fiyatlarının kontrolü konusu dikkat çekmektedir.

    İmalatçı konumunda bulunan firmalar, ecza depoları ve eczaneler satışa sunulan ilaçların fiyatlarında meydana gelebilecek artışları veya azalışları ilaçlara yansıtmaktadırlar. İmalatçı firmalar dışında bulunanlar fiyat değişikliklerini ilaçlar üzerine sürşarj etiketi yapıştırarak gerçekleştirmektedirler. Sürşarj etiketinin basım, dağıtım ve satışı “İlaç ve Eczacılık Araştırma Vakfı” tarafından yapılmaktadır. Alınan etiketlerin kullanımı zorunlu olup, fiyat artışlarında veya azalışlarında ilaç ambalajları üzerinde bulunan fiyatlar bu etiketler yardımıyla değiştirilebilmektedir.”

    Eczanelere ilaç firmaları veya ecza depoları tarafından verilen kar marjı ilaç maliyet bedeli üzerinden değişik oranlarda gerçekleşmektedir. Genellikle, eczanelere yapılan satışlarda normal iskontolar ve mal fazlası iskontoları adı altında ilaç maliyetini düşüren ve sonuç itibariyle kar marjını yükselten iskontoların varlığı da bir gerçektir. Yıl içerisinde ilaç fiyatlarına zam gelmesi halinde özellikle stoklu çalışan eczanelerin kar marjlarının daha da yükseleceği açıktır. Ciro primleri kar marjını yükseltici etkiye sahipken, kar marjına olumsuz etkileyen unsur ise eczanelerin resmi kurum ve kuruluşlara yaptıkları satışlarında uyguladıkları iskontolar olmaktadır. Bu durumun gerçekleşmesi ise kar marjını azaltan bir etkide bulunmaktadır. İlaç dışı emtialar açısından durum değerlendirildiğinde, sıklıkla kar marjının % 20 ila % 30 arasında değiştiği gözlemlenmektedir.

    Fire; kırılma, bozulma vb. nedenle oluşan kayıplar olarak tanımlanabilir.. Dolayısıyla afaki bir fire hesaplaması söz konusu olmayıp, ilaç sektöründe gerçekleşen kayıpların fire olarak dikkate alınması gerekmektedir. Uygulamada denetim elemanından %3'e kadar oluşan fireleri, yukarıdaki bağlamda gider olarak kabul etmektedir.

    IV- ECZACILIK FAALİYETLERİNİN VERGİSEL BOYUTU:

    Eczacılık faaliyetlerinin vergisel boyutuyla irdelenmesi aşamasında pek çok özellik taşıyan hususun ortaya çıktığını görmekteyiz. Söz konusu hususlar bizzat bu faaliyetlerin icra edilmesi aşamasında ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, sorunlar sektörün dışından değil içinden çıkan soru ve sorunlara yanıt verebilmek amacıyla açıklanmaya çalışılmıştır.

    Eczacılık faaliyetinden elde edilen kazançlar Ticari Kazanç olarak nitelendirilmekte, eczacılar 1. sınıf tacir olarak kabul edilmektedir. Bu durumun doğal sonucu olarak, eczacılar bilanço usulune göre defter tutmaktadırlar. Dolayısıyla, eczacıların ticaret erbabından, defter tutmak ve vergiye tabi kazançlarını belirlemek anlamında farkı bulunmamaktadır.

    Bilindiği üzere, kurumlar çeşitli gerekçelerde bazı reçete bedellerini ödememektedirler. Bu durumun gerçekleşmesi halinde, bu bedellerin şüpheli alacak olarak vergiden düşüp düşülmeyeceği bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

    213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323. maddesine göre; dava veya icra safhasında olan alacaklar ile yazılı olarak bir defadan fazla istenmesine rağmen, borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacakları “Şüpheli Alacak” olarak kabul edilmektedir. Sonuç olarak, reçeteyi ödemeyen kurumlar hakkında dava ve icra takibi yapmadan bu reçetelerin vergi matrahından düşülmesi mümkün değildir.

    Maliye Bakanlığı verdiği bir özelgede kamu kuruluşları hakkında dava açılsa da, bunlardan olan alacaklar için “Şüpheli Alacak” karşılığı ayrılmayacağı şeklinde görüş açıklamışsa da bu durum tartışmalıdır.

    Eczacılık faaliyetleri ile ilgili olarak doğrudan doğruya kullanılan kredi faizleri gider yazılabilmektedir. Fakat, bunların banka dekontları ile belgelendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, eczacılar ödemiş oldukları Bağ-Kur primlerini de gelir vergisi beyannamelerinde indirim olarak dikkate alabilmektedirler.

    SSK ile eczacılar arasında yapılan protokol gereği, belli grup ilaçlarda azami fiyat uygulamasına gidilmektedir. Piyasadaki muadil ilaçların ortalaması alınarak bir fiyat tespit edilmekte, müşteriye verilen ilacın kutu fiyatının ortalama fiyattan yüksek olması halinde ortalama fiyat ödenmekte, aradaki farkın müşteriden alınması istenmektedir. Bu durumlarda müşteriden alınmayan yada alınamayan kısmın eczacı tarafından gider yazılması mümkün olamamaktadır. Çünkü, vergi düzenlemeleri mükellefin kusurundan kaynaklanan giderlerin, vergi matrahından düşülmesine izin vermemektedir. Nitekim, Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinin 5. bendinde bu durumun açık hükmü mevcuttur.

    Anlaşmalı kurumlarca yapılan damga vergisi kesintileri açısından durum değerlendirildiğinde; bu belgelere istinaden kesilen damga vergilerinin gider olarak kaydedilmesi mümkündür.

    2006 yılı Maliye Protokolü gereğince, eczaneler tarafından yapılacak ıskonto oranı eczanenin 2005 yılına ait hasılatına istinaden belirlenmiştir. Şu anda belirlenmemiş olmakla beraber, 2007 yılı Maliye Protokolü gereğince söz konusu iskonto oranının 2006 yılına ait hasılat üzerinden belirleneceği tahmin edilmektedir. Eczaneler tarafından kuruma yapılacak ıskonto oranının belirlenebilmesi için, eczacı tarafından Maliye Protokolü eki Ek-3/B Eczane Bilgi Formu’nun eczacının bağlı bulunduğu Vergi Dairesi tarafından onaylatılarak illerde Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü, ilçelerde ise Malmüdürlüklerine teslim edilmesi gerektiği duyurulmuştur.

    213 sayılı Vergi Usul Kanununun 148. ve 149. maddelerinin Maliye ve Gümrük Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak eczaneler için aşağıdaki esaslar çerçevesinde sürekli bilgi verme zorunluluğu getirilmiştir. Buna göre;

    Eczaneler, ilaç satışları sırasında 1.6.1989 tarihinden itibaren özel muayenehane, özel poliklinik, özel hastane sahibi veya buralarda çalışan hekimler tarafından düzenlenecek reçetelerin bir örneğini kendilerinde alıkoyarak saklayacaklardır. Alıkonulan reçeteler (renkli reçeteler dahil) ile ilgili olarak ekte yer alan formdaki (Doktor Reçeteleri ile İlgili Olarak Eczaneler Tarafından Doldurulacak Bilgi Formu) bilgiler, 1.7.1989 tarihinden itibaren "Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi İstihbarat Şubesi Ulus/ANKARA" adresine gönderilmektedir.

    Aylık dönemler itibariyle doldurulacak olan bilgi formları, formun ilgili olduğu ayı izleyen ayın en geç 15. günü akşamına kadar taahhütlü olarak postaya verilmektedir. Bilgi formlarına özel muayene ve tedavi yapan hekimler (Diş hekimi dahil) tarafından düzenlenen reçeteler kayıt edilmektedir.

    Bilgi formlarında yer alan bilgilerin eksik, yanlış veya yanıltıcı olmasından doğrudan eczane yetkilileri sorumludur. Eksik, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren kişiler hakkında Vergi Usul Kanununun mükerrer 355. ve 361. maddeleri hükümleri uyarınca işlem yapılmaktadır.

    Eczanelerde yapılan vergi incelemelerinde, hastaların ödemesi gereken ancak eczanelerce alınmayan ilaç katkı paylarından dolayı gelir veya kurumlar vergisi ve KDV yönünden matrah farkı bulunarak cezalı vergi tarhiyatı yapılmaktadır. Eczacılar almadıkları “katkı payı”nın cezalı olarak gelir veya kurumlar vergisi ile KDV’sini ödemek durumunda kalmaktadır. Ancak; tahsil edilmeyen bir paranın satış hasılatı olarak gelir kaydedilmesi, tartışma doğurmaktadır. Başka araştırma, inceleme ve tespit yapılmadan, “katkı payı”nın alınmış olduğu varsayımıyla ile, matrah farkı bulunması işlemi de doğru olmayıp 213 sayılı VUK’nun 3’ncü maddesinin amir hükmü olan “Vergilendirmede olayların gerçek mahiyeti esastır.” ilkesine ve aynı yasanın vergi incelemeleri ile ilgili 134’ncü maddesinin lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil etmektedir.

    Eczane işletmeleri devlete sadece vergi ödeyerek değil aynı zamanda uzun vadelerle tahsilatını yapacakları ilaçları doğrudan vatandaşlara vererek de önemli bir finans kaynağı sağlamaktadırlar.

    V- ECZANE İŞLETMELERİNİN VERGİ İNCELEME YÖNTEMLERİ:

    Eczanelerin vergi yönünden incelenmesinde ;

    1- Satışların incelenmesi,
    2- Alışların incelenmesi,
    3- Giderlerin incelenmesi,
    4- Envanter incelemesi,

    yöntemleri uygulanmaktadır.

    Satışların incelenmesinde; eczane işletmelerinde satılan mal bedelinin, tamamen veya kısmen belge düzenlenmesine karşın, muhasebe kayıtlarına geçirilmeden tahsili yoluyla satış hasılatları gizlenebilmektedir. Yapılan satışlara ilişkin muhasebeye hiçbir kayıt düşülmemekte veya müşterilere seri dışı verilen belgeler yok edilmekte veya gizlenmektedir. Satılan emtiaya ilişkin miktarlar ile bedeller düşük gösterilmek suretiyle gerçek bedeller ile belgelerdeki satışlar arasındaki farklar gizlenebilmektedir.

    Emtia alımlarında olabilecek muhtemel hata ve hileler değişik şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Gizli satışların maskelenmesi amacıyla kayıt dışı emtia alımları yapılabilmekte, yüksek bedelli veya uydurulmuş belgeler aracılığıyla emtia alımlarında hileler yapılarak mal maliyetleri yapay olarak arttırılabilmektedir. Ayrıca, alış iskontolarının kayıt dışı bırakılarak emtia alımları gizlenebilmektedir. Bu durumda indirim nedeniyle ortaya çıkacak kar vergi dışı kalmaktadır.

    Giderlerin incelenmesi yönünden dikkati ilk çeken durum; işletme giderlerinin olduğundan yüksek gösterilmesidir. Bu noktada, her satılan malın maliyetini artırmak suretiyle gayrisafi mal satış karı azaltılmakta ayrıca direkt diğer giderler içerisinde kabul edilerek safi karın azaltılmasına neden olunabilmektedir. Ayrıca, işletme ile ilgili olmayan şahsi giderler de işletmeyle doğrudan doğruya ilişkilendirilmeyerek giderler yapay olarak arttırılabilmektedir.

    Envanter incelemeleri vergi incelemelerinin belkemiğini oluşturmaktadır. Emtia alım satımı yapan işletmelerde envanter işlemlerinin ve bu arada değerleme yöntem ve ilkelerinin de incelenmesi gerekmektedir. Değerlemenin uygun olarak yapılıp yapılmadığı, değerleme dışında bırakılan herhangi bir emtianın bulunup bulunmadığının bilinmesi önemlidir. Bu nedenle, envanter incelemesi dikkate değer sonuçlara yol açabilmektedir.

    Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 186. maddesinde envanter çıkarmak, bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek, tartmak ve değerlemek suretiyle kesin bir şekilde ve müfredatlı olarak tesbit etmektir.” şeklinde tanımlanmıştır. İlgili madde hükmünde, ticari teamüle göre tartılması, sayılması ve ölçülmesi mutat olmayan malların değerlerinin tahminen tesbit edileceği belirtilmiştir. Vergi Usul Kanunu’nun 191. madde hükmüne göre envantere alınan iktisadi kıymetler anılan Kanunun
    değerleme’ye ait hükümlerine göre değerlenecektir.

    Vergi Usul Kanunu’nda büyük mağazalar ve eczanelere ilişkin envanter çıkarılmasına ilişkin özel bir düzenleme mevcut bulunmaktadır. Buna göre, büyük mağazalar ve eczaneler emtia mevcutlarının envanterlerini üç yılda bir çıkarabileceklerdir. Vergi Usul Kanunu’nun 190. madde hükmüne göre, fiilen her yıl çıkarılmayan emtia envanter kayıtları, hesaben envanter defterine kaydedilecektir.

    Emtia değerlemesinin yanlış yapılması halinde doğrudan doğruya ilgili dönem kazancının olduğundan fazla gösterilmesi veya azaltılması söz konusu olabilecektir. Genel olarak, emtia alım satımı yapan eczanelerde, satın alınan emtianın değerlemesi Vergi Usul Kanunu’nun 274. madde hükmü gereğince, maliyet bedeli ile değerlenecektir. Anılan Kanun’un 262. maddesi gereğince satın alınan emtianın maliyet bedeli; emtianın satın alma bedeli ile emtianın satın alınmasına ilişkin yapılan diğer giderler oluşturmaktadır. Bu durumda, emtiaya ödenen bedel, emtianın işyerine getirilmesi için ödenen nakliye, hammaliye ve sigorta giderleri, alım için varsa komisyon ödemeleri, emtianın alımına ilişkin olarak ödenen finansman giderleri ve diğer giderler satın alınan emtianın maliyet bedelini oluşturmaktadır.

    Emtianın maliyet bedelinin tespit edilmesi aşamasında; emtiaya ilişkin alınan prim, tenzilat ve iskontolar özellik göstermektedir. İndirim fatura üzerinden yapılırsa maliyet bedeli indirimden sonra kalan meblağ olmaktadır. Şayet indirim ancak yıl sonunda yazı veya dekont ile yapılıyorsa ve indirim yapılan emtia da belirlenmişse bu durumda da indirim emtianın değerlemesi sırasında dikkate alınmaktadır. İndirim yapılan emtia belli değilse veya firmanın satışlarını artırmaya yönelik olarak toplam satış bedeli üzerinden indirim yapılmakta ise, bu indirim satıcı firma için gider, alıcı firma için hasılat niteliğini taşıyacaktır.

    Değerlemede uygulanacak maliyet yöntemleri çeşitlidir. Bu yöntemler sırasıyla;

    1-Spesifik (fiili) maliyet yöntemi,
    2-Ağırlıklı ortalama yöntemi,
    3-İlk Giren İlk Çıkar yöntemi,
    4-Son Giren İlk Çıkar yöntemi,
    5-Son Fatura Fiyatı yöntemi,
    6-Standart Maliyet yöntemi,

    olarak sayılmaktadır. Bize göre en doğru yöntem spesifik (fiili) maliyet yöntemi tercih edilmelidir çünkü değerlemenin amacı vergi matrahının tam ve doğru bir şekilde tesbiti olduğuna göre bu amaca ulaşmak için en doğru yöntem budur. Ortalama maliyet yöntemi de
    alternatif bir tercih olarak kullanılabilir.

    Eczanelerde fiili envanter çıkarmanın zorlukları nedeniyle, kayıtlar üzerinden emtia miktar dengesinin sağlanması gerekmektedir. Bu durumda, miktar dengesi ( Dönem Başı Stok + Dönem İçi Alışlar = Dönem İçi Satışlar + Dönem Sonu Stok = Kar / Zarar ) formülasyonuyla oluşmaktadır.

    Eczanelerin emtia alış faturaları üzerinde görülen iskontolar maliyetlerle ilişkilendirilmeden muhasebe kayıtlarına alınması suretiyle emtia maliyetlerinin yapay olarak arttırıldığı görülebilmektedir. Ayrıca, eczane işletmelerinin satış kotasını aşılması, dönem aşımı, peşin ödeme adı altında aldıkları ve emtia alış faturalarında görünmeyen iskontolar için belge düzenlemeyerek hasılatlarını gizlemeleri de gözlemlenmektedir. Bir kısım işletmeler, ilaç dışı satışlarını ilaç satışlarını içerisinde göstererek düşük oranlı KDV kapsamına dahil ederek doğrudan doğruya KDV ziyaına da sebebiyet verebilmektedirler. Eczane işletmelerinin bir kısmının 192 Sıra No’lu V.U.K. Genel Tebliği’nde yer alan doktor reçetelerine ilişkin bildirim zorunluluklarını yerine getirmedikleri da bir başka gerçeği oluşturmaktadır.

    VI- SONUÇ:

    Eczane işletmelerinin kazançlarının tam olarak kavranabilmesi için yıl içerisinde gelen ilaç fiyatlarındaki artışların ve azalışların bilinmesine gereksinim duyulmaktadır. İlaç sayısının fazla olması ve fiyat artışları veya fiyat azalışları sonucunda ilaçlara ilişkin satış miktarlarının tesbitinde yaşanan güçlükler nedeniyle, söz konusu artışların ilaç bazında tesbit edilmesi mümkün olmayabilmektedir.

    Mevcut kazancın gerçeğe en yakın olarak tesbit edilebilmesi için öncelikle, yıl içerisinde dönemler itibariyle satışa konu olan ilaçların ne kadarlık kısmında fiyat artışı veya fiyat azalışı oluştuğunun ve ardından bu ilaçlara dönemler itibariyle ortalama ne oranda fiyat artışı veya fiyat azalışı meydana geldiğinin bilinmesi gerekmektedir.

    Bugün, eczacıların sorunları oldukça fazladır.. Özellikle genel sağlık sigortası ve genel sağlıkta dönüşüm programları eczacıları etkilemektedir. Sonuç olarak, eczacıların tüm Türkiye nüfusuna hizmet etme gibi bir durumları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle SSK, Yeşil Kart, BAĞKUR gibi sosyal güvenlik kuruluşlarının hepsine hizmet eden eczane işletmelerinin son dönemde büyük bir hasta talebi ile karşı karşıya kaldığı açıktır. Bu noktada özellikle geri ödeme sistemindeki bazı aksaklıklar, eczane işletmelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yüzden son iki yıl içerisinde ilaç fiyatlarında meydana gelen düşüşler, eczacıların sermayelerinde zarara neden olmuştur. Bu stok zararları ilaç firmaları tarafından karşılanmadığı için, küçük sermayeli eczacılar ilaç fiyatlarındaki düşüşlerden dolayı çok büyük oranlarda zarara girmişlerdir. Bu durumun açık bir göstergesi; son iki yıldaki yüzde 46'ya yakın fiyat indiriminin fiilen eczacıların sermayelerindeki bir fiyat indirimi olarak yansımasıdır. Söz konusu sorun, hükümetin politikasından ziyade ilaç firmalarının sözlerini yerine getirememesinden kaynaklanmıştır.

    Eczacıların bir ilacın fiyatını belirleme yetkisi bulunmamaktadır. Bu konuda sadece Sağlık Bakanlığı yetkili olup, fiyat artışları veya indirimleri meydana geldiğinde Sağlık Bakanlığı bu fiyatları kamuoyuna ve Türk Eczacılar Birliği'ne duyurmakta ve eczacılar belirlenen fiyatlardan satışa başlamaktadırlar. Eczane işletmeleri son 2 yıl içerisinde meydana gelen fiyat indirimleri yüzünden stoklarında ciddi oranlarda bir zararla karşılaşmışlardır Bütün bunlardan ayrı olarak kamuya verilen ilaç bedellerinin tahsilinde yaşanan güçlükler de meslek mensuplarını ekonomik yönden sıkıntıya sokmuştur.

    Devletin ilaç sektörünü geliştirecek, özellikle Ar-Ge konusunda katkı sağlayacak, ülke sağlığına ve ekonomisine katkılarını attırarak sürdürecek ilaç politikasının gerekliliği büyük bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. Fiyatların dengelenmesi ve geri ödeme kurallarının belirlenmesinde tek söz sahibinin geri ödemeyi yapacak kurumun olmaması konusu da artık gündeme girmiştir. Bu aşamada, ilaç sektörü kuruluşlarımızla eczacı meslek birliklerinin temsilcilerinin de geri ödeme kurullarında yer almasının sektöre ait bilgilerin doğrulanması ve çok sık değişmeden istikrarla uygulanabilmesi için yararlı olacağını ümit ediyoruz.