PROFESYONEL DANIŞMANLAR  BİRLİĞİ

PROFESYONEL DANIŞMANLAR BİRLİĞİ

Posts 1-3 of 3
  • Nevin Kalafatoğlu
    Nevin Kalafatoğlu
    The company name is only visible to registered members.
    Bir devrin innovasyon sorgulaması 1. bölüm
    Bir devrin innovasyon sorgulaması 1. bölüm

    Cocuk insan ve toplum üzerine kişisel anılarımla yorumlarım


    Yazdıklarımı tamamen kendi düşüncelerimin aktarımı olarak iletiyorum.En büyük deneyimlerimi hayatın içinde yaşadım .İnnovasyonun bir turizmci ve bir birey gözüyle var oluş ve yok oluş sürecindeki oluşan etkenleri, engelleyen nedenleri tecrübelerime dayanarak size aktarmaya calışacağım.

    Yaratıcılığımı körükleyen bir eğitim aldığımın hiç bilincinde olmadan geçen yıllarımda hayallerimi hep doğal bulur ve bütün yenilikçi düşüncelerimi çevremle paylaşırdım.Etrafıma ve arkama baktığımda bütün dostlarımı bana mıknatıs gibi çeken şeyin aslında bu özelliğim olduğunu anladığımda büyümüştüm.Geç bir büyümekti bu.

    Bilinç eksikliğimin ailemin sadece beni değil kardeşlerimide aynı şelkilde yetiştirdiklerini ve hatta hem baba hemde annemden aldığım genlerin varlığında yenilikçik olduğundan ve doğal karşıladığımızdandı.

    Sebeb cok basitti annem ve babam eğitimciydiler.Ve ilkeleri olan ve birey olmayı da öğreten eğitimcilerdi.

    Birey olmanın en önemli özeliği ise cocukların kendi kimliklerini kendi kendilerine bulmaları için onlara yol açmaları ve hayal güçlerini güçlendirecek bütün etgenleri devreye sokmalarıydı.
    Bizde cocuklarıydık. Doğal bir ortamda doğal ve sıradandık. Farkındalık noktasına erişmek için deneyimler ve gözlemler önemliydi.
    Okumak neredeyse hayatımızda oynadığımız en güzel oyundu. Jery Kozinskiyi okuduğumda 14 yaşındaydım. Dehşete düşmüş ve Avrupanın içindeki ilkelliği o yaşta öğrenmiştim.Hiç bir zaman avrupalılara hayran olmamamın nedeniydi o kitap ve diğerleri. İnsanlığın evrensel olduğunun, gelişmeninde sınırsız olduğunun en büyük deneyini o kitapta yaşamıştım.
    İnsanlığın farklı bir şey olduğunu görmüştüm.Bana ailemde hiç kimse bu kitap senin yaşın için çok sakıncalı okuyamazsın dememişlerdi.Üstüne Çöplüğü okumuştum.Carolina Maria De Jesus’un gerçek anılarını.Ve An Frank’ın hatıra defterini.
    Hayallerim resim sergilerine o dönemlerde kaymaya başladığında etrafımda çok insan yoktu. Üç beş kişi ve şimdi hepsi güzel seyleri yapmış olmanın gururunu taşıyan insanlar.
    Üstelik küçücük kadınlardık.
    Benim bir türlü kabullenemediğim politikanın kavga ederek nasıl yapılabildiğiydi. Çünki amaç güzel bir yaşamdı. Bizler o dönemde neyin kavgasını yapıyorduk.Bunu kimseye anlatamıyordum.Yalnızlaşmaya ve hayattan kaçmaya başladım. Patatesten biblolarımın bir önemi kalmamıştı.Babamın simit yaka kışlık fanilalarını artık boyamaktan vaz geçmeye başlamıştım.Kapalı çarşıda köylü pazarındaki kadifeleri keşfetmiş olmam bana bir heyecan vermiyordu.Yeni alınan bluejean mı denizde elimde taşlarla ağartmak bir önem kazanmıyordu.
    İtalyadan gelen bikinilere dünyanın parasını veriyorduk, üstelik kaçaktı.Bütün gün denizde olmanın yerli mayoları giydiğimizde bizi hasta ettiğini biliyorduk artık.
    Dünya değişiyor ama biz tıkanmış sınır kapılarından çıkamıyorduk.Mektup içlerinde tırnaklarımıza yapıştırmak için yıldızlar geliyor ve kaybedince bizde bir küçücük yıldız için ağlıyorduk.Neskafe içmek ise kaçaktı kahvelerde. İstediğimiz kitapları okumak mümkün değildi yasak kitaplar vardı.Ve avrupada gençler parttime calışıp para kazanıyordu ve geziyorlardı. BBC yayınlarından müzik dinliyebiliyorduk.
    Bunlar o cocuk yaşlarımızdaki neden biz yapmayalımı kamçılayan seylerdi.
    Tasarımlara o sıralarda başladım.Çünki Jery Kozinsky de okuduğumda insanların yaratıcılıklarını nelerin beslediğini öğrenmiş, kendi insanımızın kilimlerde ve çinilerde neler yaptığını anlattığını anlamış bir memleket sevgisi ile içimize dönüklük önüme serilmişti.
    ATATÜRK bize Avrupa’lıların yaşamlarının seviyesinide olabileceğimizi hedef göstermiş ama bizler tembel ve kolay yolu seçerek Avrupalı olmayı oradan plastik kova getirmek mikser getirmek zannetmiştik.
    Bize Cumhuriyet Tarihi, Atatürkün 10. Yıl Nutku ( okutuluyordu).açıklamalı okutulmuyordu. Ama Osmanlı tarihi ve kahramanlıklarımız masal gibi anlatılıyordu ve bunu 3 kez tekrar ediyorduk lise eğitimimiz boyunca.Ne ekonomik sonuçları bu savaşların ne de kazanılan veya yitirilen şeyler irdelenmiyordu.
    Halbuki Brezilyada çöple yaşayan fakat eğlenmeyide onca sefillikler içinde bilen insanlar vardı.Ülkesini seven ama aç insanlar vardı dünyada. Bizse doyuyorduk. Harika zeytin yağlarımız tereyağlarımız varken sanayağı kuyruklarına girip kollestrolle tanışıyorduk.
    Daha ne isteriz ki dünyanın beslenmede kendine yeten en büyük 5 ülkesinden biriydik.Öğünüp öğünüp tarlalarımızı hamsi balıklarıyla gübreliyorduk.Ve fiyatları düşmesin diye sebzelerin çöpe dökülmesine izin veriyorduk.
    Hayal etmemiz ve düşünmemiz istenmiyordu adeta.Al işte tercüme kitaplar altında cevirisini yapmış profların imzaları hazırlanmış bilgileri homini gırtlak yutuyorduk.
    Biz sadece ev,yazlık almalı ve mühendis olmalıydık.Araba almalıydık.Benzin ne kadar üretiyoruz hesaplamadan, tren yollarını küçümsüyor ve leş gibi trenlerde gelen insan yığınlarına Bostancı istasyonundan bakıyorduk.Ve vah vah diyorduk.
    Devletin arazilerini parselleyen bu insanlar ne yapsınlar tabii olumsuz şartlarda büyük şehir uyumsuzluklarını ailelerdeki para kazanma hırsına düşüp mal mülk uğruna sevgiyi yitiriyorlardı.Nefret dolu bakışlar ve çingeneler tarafında kırbaçlanan bir genç kız olmuştum bir gün ve neden ben ne yaptım diye arabalarının ardından bağırmıştım.

    Hedeflerimiz gördüğümüz filimlerdeki yaşamlardı.Onlarda zaten vardı.Satın almak daha kolaydı. Çaldık ve aldık.

    DÜŞÜNMENİN VE HAYAL ETMENİN ÜRETİMİN BİR PARÇASI OLABİLECEĞİNİ BİLİMİN BİLE HAYALLER VE DÜŞLERLE GELİŞECEĞİNİ DÜŞÜNMENİN ANLAMANIN DİNLEMENİN ERDEM DEĞİL EĞİTİM OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNEMEDİK.

    Düşünenlerinde kıymetini bilemedik.

    Bütün bunlar benim hikayem gibi gelebilir size ama benim kuşağımdaki bir çok kişi Atatürkün ulusumuza verdiği, içimizde var oluşan o muhteşem heyecanın yok olduğunun farkında aslında.Ve su sıralar sorguluyorlar.
    Bunu her platformda görüyoruz.Ve kendimize dönüp ve gözlerimizin içine bakıp ne yaptık ne yapamadık diyoruz.Sustuğumuz günlerin suçluluk duygusuyla yaşıyoruz şimdi.

    Ülkemde hayatın neresindeyim dediğimde kendime, kendimi ifade edemediğimden (veya anlamayanlar karşısında ) senelerce susup çevremi seyretmiş olduğumu gördüğümde bu olmamalıydı diyorum şimdi.
    Kendi adıma yalnızlık hissettiğimdendi belki de. Susmak ve gelişen ülkede kadın olmak.Üstelik çok az sayıda nitelikli otelin olduğu bir ülkede turizmci olmak.Bir de sermayenin temin edilmesindeki malum usüller.Ve şimdi de geç kalmışlık mı bıkkınlık mı …
    Seneler önce Bodrum daki projemi gerçekleştirememiş olmamın nedenleri 21 yaşında ve yeni evli olmam elbette değildi.

    Bu nasıl olamazdı.( görüş birlikteliği ve takım çalışması , projelerimiz için hayallerimizin anlaşılabilmesi heyecanlarımız ve yalnızlığımızın olmaması)

    illaki onaylanan bir eğitim sistemimiz olmasaydı (hep aferin için değilde kendimiz için ders çalışılsaydı)
    2 yaşından itibaren sorumluklar verilseydi cocuklara
    Bunlar yemek yemek
    çiş yapmayı öğrenmek
    diş fırçalamak
    yaşamak için gerekli olan kurallar
    dinlemek düşünmek ve sonra hareket etmek
    kıyaslamak
    okumak bakmak görmek
    farkındalık
    sevmek saygı duymak
    bunları anlatan eller
    bunları anlatan masallar
    bunları anlatan resimler ve şarkılar olsaydı…
    sadece öğretmen açığı nedeniyle yetersiz eğitimcilerle gün geçirilmeseydi.
    …..vb bir sürü konu daha

    Çoğalırdı yenilikçiler.

    Küçük prensi okuduğumda hayalimde canlandırmıştım. Hatırlıyorum.
    İstanbulda çocuk sinemaları vardı o zamanlar sabah saatlerinde özel matineler de tiyatro ve cocuk filimleri oynardı. Ama savaş yoktu silah yoktu o filimlerde.Aile ve sevgi vardı. Rahmetli dedem götürürdü beni.Beni küçük prensin filmine götürmüştü.
    Gözlerime inanamamıştım hayal ettiğim herşey filimde tıpatıp vardı.
    Dedeme hep olamaz olamaz demişim film boyunca. Sonra sordu bana’ nedir olamaz dediğin’ kitaptaki gibi aynı, ben gözümde canlandırdığım her şey aynı filimde ,bu nasıl olur dediğimde Gülümseyerek bana sen bir düş gezginisin demek ki demişti. Düşlerinin hepsi istersen olur.Calışmalısın. Bak yazar ne güzel yazmış onu herkes anlamış ve bu filmde senin düşlediğin gibi yapmışlar.
    En önemli seydir hayal etmek. Hersey böyle başlar önce hayal edersin sonra yapabilirim dersin. Fatih Sultan Mehmet istanbulu nasıl aldı zannediyorsun. Genç bir insandı, hayal etti, düşündü ve aldı.

    Benim dedem bir subaydı senelerce İngilizlere esir kalanlardan hani su meşhur Musul savaşı… İşte bir Savaşın en kötü ve çilelerini çeken bir aydın insandı hayallerin var olduğuna inanıyordu.
    Bizse genç kızlık dönemimizde ve eğitim dönemimizde hayallerimiz yüzünden eleştiriliyor ve hatta aptal yerine konuyorduk.Ben bu nedenle pembe gözlükler takmış ve herkesi protesto etmiştim. Dünyada bir sürü sey bilinçli yapılıyordu bizde ise beslenmiş beyinlerle harket ediliyordu.Oysa bizim yolumuz vardı açık ve netti cağdaş olacaktık.Çağdaşlık mini etek giymek değildi. Çağdaşlık düşünmeyi planlamayı yenilemeyi kurgulamayı ve gelişmeyi mutluluğu bulmayı yaşamak demekti.Yani bir innovasyon olayı aslında hep var olan ama farkındalığından soyutlanmış toplumlarda bireyselleşmiş bir olaya dönüşmüştü İnnovasyon yalnızlıklarla ve dinlemeyen insanlarla yapılamayacak bir sey. Felsefeyi bilmeyen bir toplum innovasyonu kavrayabilir mi bence hayır.Peki bireyler nasıl yenilikçi ve kaşiflik yönlerini kabul ettirecekler.Pembe gözlüklerle dünyaya bakarak mı?

    Dedemle paylaştığım o küçük zaman dilimi beni kamçılayan ilk dersti. Hiçbir ders kitabında yazmayan.Ama doğru ve yaşamdan olan
    Ciddi bir seydi ikinci keşfim.Beni cok şaşırtan kökü yeni olan
    İsmimdi.
    Ben Nevin’dim.

    NEVİN KALAFATOĞLU
    08.06.07

    Birimci bölüm sonu
    Devamı var….

    Sevgi ve saygılarımla..
  • Post visible to registered members
  • Post visible to registered members