PROFESYONEL DANIŞMANLAR BİRLİĞİ
Posts 1-1 of 1
-
Mustafa BAYRAKTAR(not a XING member)İNOVASYON YOLCULUĞU
Paylaşım İçindir
Turizm Sektörü ile alaklı olduğu için takip ettiğim bir siteden alıntıdır
Saygılarımla
Mustafa Atalar BAYRAKTAR
İNOVASYON YOLCULUĞU…
Dünyadaki dev şirketler bünyelerinde inovasyon yönetimi oluşturarak,
hızla gelişen teknoloji, değişen Dünya ve talepler, artan rekabet
gücü karşısında, yeni ve farklı stratejiler belirlemeye çalışıyorlar.
Tüm Dünya’da hızla yayılan, benimsenen bir anlayış haline gelen
inovasyon yönetimi; temelinde yatan yenilik ve yeni fikirlerden
alıyor gücünü. İnovasyon, piyasadaki araştırmalar, strateji
belirleme, gerekli bilgiyi öğrenme, çözüm geliştirilmesi ve öğrenme
süreçlerinden oluşuyor.
Eğer paylaşılan ve uygulanan bir strateji varsa, iç-dış bağlantılar
ve iletişim etkin bir şekilde kullanılıyorsa, değişim için gerekli
mekanizmalar kurulu ve işletiliyorsa, inovasyonu destekleyen organize
bir yapı oluşturulduysa ve sürekliliği sağlanıyorsa; inovasyon
yönetimi başarılı olabiliyor.
İnovasyon, ekonomik büyümenin, artan istihdamın ve yaşam kalitesinin
anahtarı olarak tanımlanıyor. Bu sistemi uygulayan firmalar, rekabet
güçlerini artırarak varlıklarını sürdürürken, maliyetlerini
azaltıyor, yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesinde çeşitliliğe
giderlerken, ürün ve hizmet kalitesini
yükseliyorlar.(kaynak:focusinovation.net)
Ortaya çıkan zorunluluklardan doğan inovasyon fikirleri ile yeni
pazarlara girerek, pazar payını artırmak mümkün olabiliyor. Ancak
belirlenen hedeflere ulaşmak öyle hemen gerçekleşmiyor; disiplinli ve
istikrarlı inovasyon yönetimi uygulamalarının sürdürülebilir olması
gerekiyor. Bu sürecin içinde bilgi ve eğitimin, AR-GE çalışmalarının
yeri oldukça önemli.
İnovasyon yönetiminin temelinde yer alan; yeni fikirler, yenilik,
farklılaşma, rekabet, ürün çeşidi, kalite, strateji, pazar payı,
değişim gibi unsurlardan yola çıkarak, turizm ve inovasyon arasında
bir köprü kurmak istiyorum. Çünkü ülkemizde turizm bilincine ve
sektörüne, yüksek dozda inovasyon enjekte etmek gerekiyor.
TURİZM VE İNOVASYON İLİŞKİSİ
İnovasyon denilen yenilikçi, rekabetçi, teknolojiye ve iletişim
hızına dayanan, sürdürülebilir olması gereken sistem, turizm
sektörüne yerleştirildiğinde ülke turizmine yansıması ne şekilde
olur?.
2006 sezonunda turizmi olumsuz etkileyen olaylar dizisi, artık bir
şeyler yapma zamanının geldiğini hatırlattı bizlere. Hatta zorladı
tüm ülkeyi ve turizmcileri. Kriz adı altında yaşadığımız
olumsuzluklar; bize değişmeyi, yenilenmeyi, yaratıcı olmayı,
farkımızı fark etmeyi öğretti mi acaba?.
Artık turizmciler alışılmış kalıpların dışına çıkarak sınırları
zorluyor mu?. Eski köye yeni adetler getirebiliyor mu?. Bunun için
riski göze alabiliyor mu?. Herkesin bir stratejisi var mı?.Yenilikçi
sistemlerin arayışına girdi mi?. Rekabet yarışında gücü nedir?. Tüm
bu sorular Bakanlık, yerel yönetimler, turizmciler, yatırımcılar,
girişimciler geneline yayılarak çoğaltılabilir.
ESKİDEN TURİZM : 3 S ve HD
Biraz gerilere dönelim isterseniz; turizm dendiğinde sadece deniz,
kum güneş ve her şey dahil olarak bildiğimiz yıllara. Büyük bir açlık
ve iştahla, sahilleri 5 yıldızlı otellerle doldurana kadar hızlı bir
büyüme yaşandı turizmde. Plansız-programsız bir turizm anlayışı ile
deniz- kum- güneş üçlemesinin dışına çıkamadık yıllarca. Sırtımızı da
her şey dahil’in tembelliğine ve fakirliğine yasladık ve başarıyı
gelen turistleri saymakta gördük. Otellerden çıkmadan ülkelerine
dönen turistlerin sayıları ile avunduk, günübirlik hesaplarla
oyalandık.
En ufak olayda şaşırdık, korktuk, panikledik, sızlandık. Ama başka
bir şey yapmadık. Bugün beton yığınlarına bakarak geriye dönük günah
çıkartıyoruz. Bu da bir gelişmedir.
ARTIK TURİZMDE STRATEJİ KONUŞULUYOR !
2023 turizm planı stratejileri hazırlandı. İyi veya kötü ama artık en
azından stratejiler konuşuluyor bu ülkede. Master planının önemi
sıklıkla vurgulanıyor. Bu stratejide turizm çeşitlendirmelerinden,
bölgesel turizmden, destinasyonlardan, sürdürülebilir turizmden ve
çevre koruma kollama dengelerinden bahsediliyor.
Tüm turizmcilerin söylemi değişti artık; ülkemizin tarihi ve doğal
zenginliklerinin tanıtımından, markalaşmadan, imaj ve vizyondan, fark
yaratmadan, küresel rekabetten söz ediyorlar. Ülkemizin turizm
değerlerini dünya pazarlarında vitrine sunma, pazarlama ve tanıtma
gayreti var herkeste. Tüm bunları nasıl başaracağımıza dair bir
sistem henüz geliştirilmese de yeni başlangıçlar için önemli bir
adımdır.
Yerel yönetimler de turizm konusunda uyandığından şehirlerarası bir
turizm rekabeti başladı. İstanbul, İzmir Antalya’nın öncülüğü ile
şehirler kendi tanıtım şirketlerini kurmaya başladılar.(Antalya öncü
olmasına rağmen şirket yapılanması yarıda kaldı.) Rekabetin itici
gücü ortaya çıktı böylelikle.
Turizmin önemini kavrayan köyler de artık alt yapılarını
hazırlıyorlar. Alternatif turizmde eko tarım ve eko turizm bilinci
gelişiyor. Önümüzdeki yıllarda çığ gibi tüm ülkeye yayılacak turizm
köyleri. Bu hayal değil.
2006 yılının ortalarında başlayan bu kendine gelme ve uyanma süreci,
yenilikçi bir anlayış olarak değerlendirilmelidir.
Yerel yönetimler, Ticaret ve Sanayi Odaları, STK’lar, üniversiteler,
turizmciler birleşerek; turizm konulu paneller, turizm zirveleri,
forumlar düzenliyor, turizm sorunlarına çözüm önerileri ve yeni
fikirler üretilmeye çalışılıyor.
Henüz turizm ve inovasyon ilişkisi kurulmasa da, turizmde yenilik ve
değişim dönemi başladı bile. Zamanla inovasyon yönetimi turizm
sektörünün içine girecek ve kalite, verimlilik, karlılık gibi büyük
değişimleri beraberinde getirecek.
GİRİŞİMCİLİK TURİZMİN BAŞ AKTÖRÜDÜR.
İnovasyon girişimciliğin bir fonksiyonudur ve sistemde esas olan
girişimcilik ruhudur. Girişimcilik turizm sektörünün baş aktörüdür.
Kimsenin ilgisini çekmeyen bir mekan ya da bölge; yaratıcılık ve
hayal gücü ile beslenen, gerçek bir girişimcinin uykularını kaçırır
.Kuş uçmaz kervan geçmez dağlar arasında bir handır ya da
kervansaraydır onu etkileyen. Eski bir şarap ya da zeytinyağı
fabrikası, suskun bir tren istasyonu, tarihe küsmüş bir değirmen,
tarihi bir hamam girişimciyi heyecanlandırır ve varını yoğunu
harcatır.
Girişimciler küçük kayıklarla okyanuslara açılmaktan korkmayan
insanlardır, kaybetmekten çekinmezler. Bütün dünya karşı çıksa da
inandıkları fikirlerden vazgeçmeden sürekli üzerinde çalışır,
yeniler, araştırır, geliştirir ve uygulamaya girişir. Onları diğer
insanlardan farklı kılan özelliklerdir bunlar. Yaratıcılık, risk
alabilmek, yaptığı işten zevk alabilmek ve farklı işler yapabilmenin
verdiği heyecanla, renkli izler bırakırlar arkalarında.
NEDEN YENİ FİKİRLER YARATAMIYORUZ?
İnovasyon sadece ekonomik bir sistem değil, teknolojiyi insan
yararına kullandıran, istihdam sağlayan, yaşam kalitesini yükselten
toplumsal bir sistemdir. Eğitim ve bilgi altyapısında; girişimcilik
ruhu, yaratıcılık, rekabet ve farklı olmak yatmaktadır.
Eğitim sistemindeki yaratıcılık ve hayal gücünü kısıtlayan
ezbercilik, yetersiz ve baskıcı eğitim yöntemi değişmediği sürece;
klasik ve standart kalıpların dışına çıkılamadığı için sorunlara da
çözüm sunamıyoruz. Girişimcilik küçümseniyor, proje üretemiyoruz,
icat yapanlara deli gözüyle bakılıyor.
Tınaz Titiz bir yazısında bu konuya şöyle değiniyor:
“İsveç'i 100 yıldan kısa bir süre içinde, bir buz çölünden “endüstri
ötesi ülke” haline getiren faktörün, belli başlı 49 adet icat olduğu,
bir Yunanlı doktora öğrencisinin teziyle kanıtlanmıştır.
“İsviçreliler, ülke ve toplumlarını tanıttıkları bir turizm
broşürüne, en belirgin nitelikleri olarak “biz İsviçreliler, icatçı
bir milletiz” diye yazmaktadırlar. Benzer bir broşürün Türkçe olarak
hazırlanması sırasında Turizm Bakanlığımız ilgilileri onbinlerce
sözcük arasından yalnızca bu cümleyi çıkarmışlardır.
Ülkemizde patent yasasının çıktığı 1800'lü yıllardan günümüze kadar
geçen süre içinde, yaklaşık 23,000 patent tescil edilmiş olup bunun
20,000 kadarı yabancıların Türkiye'de tescil ettirdikleri
patentlerdir. Yaklaşık 200 yıldaki toplam patent sayımız, A.B.D.'de 1
haftada yapılan başvuru sayısının yarısı kadardır.
Bu birkaç satırbaşı dahi, toplumumuzun “icat” konusunda olumsuz -icat
düşmanı demek yerine- bir tutum içinde bulunduğunu göstermektedir. Bu
olgunun neden(ler)i açıklanamadığı ve sonra da tedavi edilemediği
sürece, acımasız uluslararası rekabet arenasında daima başkalarının
kontrolünde, başkalarının istediği biçimde yaşamak ve hatta belki de
yaşayamamak kaçınılmazdır. Bu olguyu ne inkar edebilir, ne de
görmezlikten gelebiliriz.
İcat'tan hoşlanmayacak şekilde çocukluk geçirmiş, icatçılıktan uzak
bir eğitim görmüş, icatçılığı özendirmeyen bir mevzuat sistemiyle
yoğrulmuş ve icat'ların ortasında ondan uzak yaşamış olabiliriz.
Bize, gelişmenin yolu olarak yollar yapmak, daha çok çocuğu okullara
yollamak ya da bunlara benzer şeyler belletilmiş olabilir. Önümüze
daima bir takım “esas mesele”ler konulmuş, kaynak yetersizliği, iç
veya dış borçların çokluğu, Kürt sorunu, sanayileşme meselesi..
vs.nin kafa yorulup çözümlenmesi gereken sorunlar olduğu, icat
yapmanın ancak bilime daha çok para ayırmakla mümkün olduğu ya da
teknolojinin transfer edilerek de aynı kapıya çıkılabileceği gibi
yanlışlar da benimsetilmiş olabilir. Bütün bunlar katı gerçeği
değiştiremez.
Bir toplum, “innovation” eğilimli kılınamadığı, bakkalından holding
sahibine, seyyar satıcısından üniversite hocasına, politikacısından
bürokratına kadar herkesin vazgeçilemez tek görevinin ürettiği mal
veya hizmetleri geliştirmek, sürekli yeni buluşlar, icatlar yapmak
olduğunu, bunun dışındaki tüm uğraşların, kelimenin düz anlamıyla
`palavra' olduğunu idrak edemediği sürece kurtuluş yoktur. Şu soruya
cevap aranmalıdır: Toplumumuz ve de özellikle okumuş kesimimiz
icatçılıktan niçin bu denli uzaktır? Bu bir toplu zihinsel hastalığın
dışavurumlarından birisi olabilir mi?”
ANTALYA NEDEN MARKA ŞEHİR OLAMIYOR?
Şanslı şehir Antalya turizmin başkenti ancak yıllardır imaj, vizyon
ve tanıtım yetersizliğinden yakınır durur. Antalya’yı ifade edecek
hediyelik eşyası bile yoktur. Markalaşma sıkıntısını aşamamıştır.
ATSO bu konuda bir adım atarak, özgün hediyelik eşya yarışması
düzenledi ancak Antalya’yı sembolize etmek üzere portakaldan başka
bir fikir yaratılamadı. Ne zaman bir sembol konusu açılsa ortaya
portakal sunuluyor.
Nedenleri tartışılır; insanların yaşadığı şehri sahiplenmemesi ve
yeterince tanımaması, şehirle ilgili detaylara kafa yormaması,
bireysel yaratıcılığa yerel yönetimin değer vermemesi, teşvik
etmemesi vb..
Antalya’nın rahmi Kaleiçi bile yıllardır ihmal edilmiştir. Kaleiçi
tek başına bir markadır oysa. Bu markayı işlemek, dünya pazarlarına
sunmak için ne gerekiyor?. İnovasyon yönetim !.. Yeni düşünceler,
yeni fikirler, girişimcilere değer veren, inovasyonun gücüne inanan
yönetimler…
GAZİANTEP NEDEN MARKA ŞEHİR ?
İnovasyon henüz turizm sektöründe konuşulmuyor ancak Gaziantep Sanayi
Odası yenilikçi bir anlayış olan inovasyonu benimseyerek “İnovasyon
Vadisi Gaziantep Projesi” ile sahiplenmiştir.
Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Nejat Koçer, projedeki hedefin
sanayide bir yenilenme süreci başlatmak olduğunu belirterek,
firmaların inovasyon projesini çok kısa sürede benimsediklerini,
AR-GE ve ÜR-GE faaliyetlerine önem verdiklerini, oluşturulan
inovasyon temsilciliklerinin eğitimlerinin devam ettiğini açıklıyor.
“ESKİ KÖYE YENİ ADET”
2006 yılı başında hayata geçirdikleri "İnovasyon Vadisi Gaziantep"
projesiyle, eski köye yeni adet getireceklerini belirten Koçer,“Ne
yaparsan yap, ama en iyisini yap" sözünden yola çıkarak yenilikçi ve
rekabetçi bir şehir olmayı hedefliyoruz. Tüm teşvik dezavantajlarına
ve haksız teşvik politikasına, üretimin önündeki engellere, yüksek
girdi maliyetlerine rağmen işletmelerimizde çağdaş yönetim
anlayışlarımızla bunu aşmak zorundayız. Bizimle aynı durumda olan bir
başka işletmeye, bir başka sanayiciye ve başka şehirlere fark atmanın
yolu inovasyondan, yani yenilikçilikten geçmektedir”diyor.
Ekonomist Dergisi’ne yaptığı açıklamada Gaziantep’in markalaşma
serüvenini anlatan GSO Başkanı Koçer şöyle söylüyor:
“Türkiye’nin gündemine yeni giren markalaşma olgusunu biz önceden
proje olarak başlattık. Herkesin kendi alanında fark yaratması,
ulusal ve uluslararası piyasalara bu şekilde çıkması için çaba
gösterdik. Gaziantep ilk marka tescilini 1971’de almış. 2003’e kadar
da 3 bin 200 marka ve patent tescili alınmış. “Marka Şehir Gaziantep”
projemizle yani son üç yılda bu rakam 9 bine ulaştı. Anadolu kentleri
içinde rekor kırdık ve onlara örnek olduk. Bu bir uyanıştır,
bilinçtir. 2005 yılında bu projemizle Dünya Odalar Kongresi’nde dünya
birincisi olduk.
Bu farkı, bulunduğu coğrafya, girişimci insan faktörü ve bizim gibi
mesleki kuruluşların Antep’in önüne koyduğu vizyon projeleri
sağlıyor. Bu şehir, ihracatını 5 yılda 6 kat artırdı. 450 milyon
dolardan 2005 sonu itibariyle 2 milyar dolar oldu ihracatımız. 2006
da ise 3 milyar dolara yaklaştı. Bunların hiçbiri tesadüf değil.”
Ağustos 2006 da Gaziantep’te düzenlenen İnovasyon Günleri Paneli’nde
konuşan Gaziantep Üniversitesi Öğretim görevlisi Dr İsmail Altınöz’ün
açıklamaları da dikkate alınmalıdır:
“Hayatımızın her alanında öne çıkan kalite olgusu özellikle AB'ye
giriş sürecimizde kurumlarımız için büyük bir önem taşıyor.
Türkiye'nin en önemli iki sorunu sistemsizlik ve denetimsizliktir.
Kalite yönetimi ve stratejik planlama bu sorunları aşmamıza yardımcı
olabilir.''
Tüm bunları okuduktan sonra Gaziantep ile gurur duymamak mümkün mü?.
Arı kovanı gibi çalışan, üreten, fark yaratan, kendini yenileyen,
ülke sanayisinin başkenti olan bu şehir, inanıyorum ki turizme de
ağırlık verse turizmin de başkenti olacak kapasiteye ve yaratıcılığa
sahip. Ki gidişat o yönde gibi görünüyor; alışveriş merkezleri,
turizm yatırımları, cazibe merkezleri var sırada. Neden olmasın ?
YENİLENİN-YENİLMEYİN !
Şu günlerde deniz ve çiçek kokan Antalya’da, inovasyon üzerine en
büyük dalgayı yakalamak üzere, dört duvar arasında sörf yaparak
yazımı noktalamak üzereyken; Avrupa Türk Turizm İş Konseyi Başkanı
Hüseyin Baraner’in “Turistler ekonomisi güçlü ülke sever” başlıklı
yazısını heyecanla üç kere okudum. Çünkü bu enfes yazı benimki ile
çok güzel örtüşüyordu. İnovasyondan yola çıkarak turizm kıyılarında
dolaştıktan sonra inovasyonu sahiplenen Sanayi Başkenti Gaziantep’e
kadar uzanışım bir tesadüf değildi.
Hannover Sanayi Fuarı’na katılarak izlenimlerini yazan Baraner, ülke
ekonomisinde bacalı ve bacasız sanayinin dengeli büyümesi gerektiğini
şu sözlerle vurguluyor:
“Almanlar ekonomi de haber olan ülkelere daha sempati ile bakıyorlar.
Ekonomin ne kadar güçlü ise, ülkende onlar için o kadar daha
romantik. Kısacası güzel olanın güçlü de olması lazım bu coğrafyada”.
İşte bu gerçekti; inovasyon ile turizm ilişkisi kurmaya çalıştığım
düşünce turunda, karşıma Sanayi Başkenti Gaziantep’i çıkaran.
Ve ülkemizin değerli turizm gönüllüsü Hüseyin Baraner’in, 22 yıl
sonrasının Hannover Fuarı’na katılan Türkiye'sinden kareler sunan, o
“büyük rüyası” karşısında heyecan duymamak mümkün mü?.
-Türkiye'mizin okuma yazma oranı yüzde yüze ulaşmış...
-Tüm Anadolu'da son yıllarda yatırımlar patlamış...
-Doğu Anadolu Bölgesi'nin ihracat hacmi Avusturya'yı geçmiş...
-Hıristiyan ve Müslüman dostluk şenlikleri için yurt dışından yüz
binlerce turist Anadolu'nun değişik kentlerine bekleniyor.
-Ermenistan ve Türkiye arası pasaportsuz geçişler başlamış...
Ülkemizin turizmcileri ve sanayicileri el ele vererek
gerçekleştirecek bu büyük rüyayı. Gaziantep Sanayi Odası Başkanı
Nejat Koçer’in inovasyon projesi’ndeki, “YENİLENİN-YENİLMEYİN”
çağrısı kadar, Avrupa Türkiye Turizm İş Konseyi Başkanı Hüseyin
Baraner’in “Turistler ekonomisi güçlü ülke sever” sözü akıllardan
çıkarılmamalıdır.
Kaynak: Turizmde Bu Sabah
Yazar: Nilgün Atar
- 04 Jun 2007, 1:30 pm
