PROFESYONEL DANIŞMANLAR BİRLİĞİ
Posts 1-1 of 1
-
Muhittin TUZCUThe company name is only visible to registered members.GLOBALLEŞME NE GETİRDİ ? NELERİ GÖTÜRDÜ
GLOBALLEŞEN TÜKETİM KÜLTÜRÜ ve TÜRK TOPLUMUNA OLUMSUZ ETKİLERİ
Amerikan tarzı yaşamın uluslar arası şirketler aracılığı ile bütün dünyaya benimsetilmesi, küreselleşme adı altında Dünya’da ve Türkiye de siyasi ve kültürel güce dönüşerek Dünyayı etkisi altına almaktadır.Medyada sürekli belli merkezlerin etkisi ile küreselleşmeyi tartışıyoruz.Küreselleşen tüketim kültürü nün etkisi ile ülkemizde “Marka” bağımlısı çok aracılı ve reklama bağımlı bir toplum yapısı oluşturmaktadır.
Dünya’da ve Türkiye de dayatılan tüketim kültürü ile fest-fot tarzı ve genetiği değiştirilmiş gıdalar ile doğallık dan uzak sağlıksız bir yaşam tarzı sürekli reklam bombardımanlarıyla insanlara benimsetilmektedir.
Konforlu ve çağdaş yaşam adı altında insanlar aynı gazozları içiyor,aynı köfteleri ve pizzaları yiyor.Aynı müzikleri dinleyip,aynı danslarla eğleniyor.
Televizyonlarda ve radyolarda aynı masallar,aynı içerikli diziler ve aynı kahramanlar benimsetiliyor.Yazılı medyada ise çarşaf gibi ilanlar fiyatları artırdığı gibi ürünlerin kalitesini de artırmıyor Kısacası tek düze bir tüketim kültürü beyinlere kazınıyor.
Global tüketim kültürü kendini sadece mal bazında göstermiyor.Yaşamın hızını artırarak da kendini gösteriyor. Arabalardan bilgisayarlara kadar kentlerde yaşamın hızı sürekli artıyor.
Bitmek tükenmek bilmeyen bir telaş oluşuyor.Günü yaşamak,yarını düşünmemek toplumun felsefesi durumuna geliyor.Kısa,özensiz,çabuk tüketilen cümleler ile konuşan ve yazışan,sürekli bir yerlere koşuşturan bir topluma dönüşülüyor.
Günümüzde belki de yavaş oldukları için yaşlılar bile daha az önemsenir oldu.Yaşamın hızı arttıkça tatminsizlik ve tüketimde artmakta,bütün değerler sürekli tüketiliyor.Yaşamın kendisi daha fazla erteleniyor.
Hızlı tüketilip,çabuk sıkılıyor. Çabuk yemek yeniyor, hızlı kilo alınıyor.Alınan kilolar sağlık problemlerine sebep oldukları gibi,alınan kilolar hızlı atılmak isteniyor ve tekrar harcamalar ve sağlıksız yaşama mal olan istenmeyen sonuçlar.”Kullan at” tüketimin ideolojisi haline gelmiş durumda.
Sevgililer,evlilkler,arkadaşlıklar, yemekler,giyecekler,oyuncaklar, mobilyalar, otomobiller,kentler,kasabalar,köyler kısacası her şey hızla tüketiliyor.İnsanlar yoğun tüketim kültürü içinde alım gücü olsun olmasın maddi ve manevi eziliyor.
Hızlı yaşam içinde saygı ve gelenekler unutuluyor.At yarışı benzeri bir yaşama zorlanıyoruz. Sürekli temposu ve hızı artan bir yaşam ve yaşam içinde sürekli yarışma.
Aile içinde,okulda,arkadaşlar arasında ,iş yerlerinde ve kariyere odaklı bir yaşam.Bir sınavdan öbürüne koşuşturulan yarış atları gibi ömürler.Ancak, bu kadar hız ve yarışa karşın geleceğini planlayamayan hedefsiz ve önünü göremeyecek kadar aciz ve gelecek körü beyinleri gözlerine inmiş bir nesil yetişiyor.
Hızlı,özensiz ve çabuk tüketime dayalı yaşam içersinde artık kimse okumuyor. Okuyanlar ise Maslow,un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre eğitim sistemlerinde eğitildiğinden ,Kuantum düşünce sisteminden haberleri olmadığından diplomalı ama bilgisiz,özgür ve sağlıklı yaşamdan habersiz,yaratana değil,kula kul olmaya hazır,adalete değil, güce ve kuvvete itibar eden,öfke dolu,kavga etmeye meyilli bir toplum oluşmuştur.
Bir kitap veya makale bile baştan sona okunmuyor.Atlayarak sadece gözden geçiriliyor.Okunanın sadece özeti anlaşılmaya çalışılıyor.Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunuyor.”Hap” şeklinde verilen bilgiler makbul oluyor.
Yargıya varmak için çaba sarf edilmiyor. Ön yargılar yeterli görülüyor. Hiçbir şey derinlemesine irdelenenerek araştırılmıyor.Artık kimse doğru dürüst izlemiyor. Sadece bilgisayar ekranına ve televizyona bakılıyor. Televizyonlardaki programlar ise 7-9 yaş gurupları zeka seviyesine göre ayarlanıyor.Başka şeyler ile meşgulken anlayabileceğiniz seviyede programlar sunuluyor.Kafa yorulmaya gerek duyulmuyor.
Yazılı basında ise magazin ve sporun seyir kısmı özendiriliyor,kim kime ne yapmış haberleriyle şiddet içerikli ve negatif enerji veren haber ve yazılar.Kafa yormaya gerek duyulmuyor.Aklında,cinsiyetinde,içeceklerinde karışık olan teşvik ediliyor.”3” ü bir arada içecekler devrinde yaşanılıyor.
Emeğe gerek yok,her şey hazır.
Globalleşen tüketim kültürü içinde şiddet ve cinsellik de önemli iki unsur olarak sunuluyor.Toplum, şiddet ve cinselliğe alıştırılıyor.Özellikle çocuklar ve gençler,şiddet ve cinsel içerikli yaşamla sanatçılığı kendinden menkul, gerçek sanat ve sanatçılardan habersiz kişilerce özendiriliyor.
Şiddet ve cinsellik bilinçli olarak yaşamın bir parçası değil,yaşamın merkezi haline getiriliyor.
Global tüketim kültüründe çocuk karakterlerinin hemen hemen çoğu kötü,çirkin,şiddete dönük karakterler. Çocuk oyuncaklarının da çoğu şiddet ve yok etmek üzerine. Filmler,diziler,medya haberleri genel olarak şiddet ve cinsellik temalı olarak kurgulanmaktadır.
Globalleşen tüketim kültürü insanı insan yapan özellikleri sürekli törpülediği görülmektedir .”Yiyin, için,şişmanlayın,bol bol özgürce seks yapın,sıkılırsanız farklı seks türlerini de deneyin,gezin, dolaşın,kavga edin,şiddete açık olun,güçlü olun, zayıfa acımayın,zayıfı ezip geçin. Sadece düşünmeyin,var olan sistemi sorgulamayın ,bu günü yaşayın,yarın ne olacağı telaşına düşmeyin” temasını topluma iletişim araçları(gazete,dergi,kitap, televizyon,radyo v.s)vasıtasıyla sürekli enjekte edildiği gibi, söz konusu medyanın finansmanı da ürünlere eklenen %40 varan reklam kazığı maliyet artışıyla tüketicilere ödettirilmektedir.
Kaynağında yani üreticisinde 10 TL. olan ürünler tüketiciye gelene kadar 100-200 TL. kadar satılabilmekte bunun %80 i aracı,tefeci,reklamcı payı olarak maliyetlere eklenmekte olup,tüketici bu katlamalı maliyetleri ödeyemediği zamanlarda ise alım gücü yetmediğinden ülkemizde ve dünyada küresel krizler oluşmaktadır.
Nasıl yetişsin ki 1000 TL.maaş alan bir kişi maaşının %80 ini 800 TL.sini her ay aracı tefeci ve reklamcılara ödemiş oluyor.Kalanıyla da yaşmıyor,yaşamaya çalışıyor.
Tüketim kültüründen payını alamayan toplumlar ise dünyanın gözü önünde Gazzede,Irakda,Somalide,Bosnada,Afganistanda,Çeçenistanda,Afrikada,Güney Amerika da toplu savaş ve katliamlara tabi tutulmaktadır.Kısacası sömürgeciliğin yeni adı global ekonomi olarak imaj ve isim değişikliği yapılarak dünya toplumlarına dayatılmaktadır.Kabul etmeyenlerde dışlanmaktadır.
Ülkemizde olduğu gibi terör ortamı yaratılarak,çeşitli provokasyonlar ile toplum gerilmekte ve yıkım,huzursuzluk,kardeş kavgası krizler yaratılmaktadır.Elli yıldır ülkemizde yaşanılanları ibretle izleyecek olursak yansımaları görürüz.Beyinleri gözüne inmişler olup bitenleri göremezler.Biz akıl sahiplerine sesleniyoruz.Korkunun ecele faydası olmadığı gibi,korku bütün insanların sorunlarının da ana nedeni olduğunu unutmayalım.Bu sebeple:
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha büyük olmuştur. Türkiye gibi ülkelerde zayıfı koruyan mekanizmaların olmadığı sistemlere sahip ülkelerde global tüketim kültürü, gereğinden fazla israfa dayalı, yok etmeye yönelik,vurdum duymaz biçimde yapılan bir tüketim halini alıyor.
Gösterişçi tüketim,daha fazla satın alma,israfa dayalı yaşam biçimi alan toplum yapısında her şey “güç”e göre dizaynlaşmaya başlıyor.Makam ve paranın gücüne göre toplum yeniden şekilleniyor.
Trafik de bile güç ön plana alınıyor.Trafik kuralları veya trafik ışığının rengi bile önem taşımamaya başlıyor.Kentler,sol şerit de hızlı yaşayanlar için biçimlendiriliyor.Makam arabaları kurallar üstü hareket ediyorlar.Yayalara,özürlülere ,bisikletlere, hatta motosikletlere yaşam hakkı verilmiyor.
Ülkemizde yaşanan trafik kazaları ve sonuçları bunun en büyük kanıtıdır. Kaldırımlar ya yok ediliyor,yada yaşlıların ve özürlülerin kullanamayacağı yükseklik de yapılıyor.Zaten az olan çocuk parkları ve okul bahçeleri bile otopark haline getiriliyor. İnsanlarımıza plastik bir dünya sunuluyor.Artık parklardaki çiçeklerimiz, palmiyelerimiz ve meşe ağaçlarımız bile plastikten.
Ormanlar ve doğa yok ediliyor. Tarım arazileri konutlara tahsis ediliyor, derelerimiz,göllerimiz ,denizlerimiz kirletiliyor,hatta başka ülkelerin sanayi çöplüğü haline getirildik.Sanal bir yaşama teşvik ediliyoruz.Yok etmenin,silmenin kolay olduğu bir yaşam.Topluma saygısızlık ve boş vermişlik egemen oluyor.
Savaşları,doğal afetleri,vahşetleri televizyon ve bilgisayar ekranlarından film izler gibi izliyoruz.Sanal bir görüntü ve sanal duygular.Televizyon ve bilgisayarları kapatınca sorumluluktan kurtuluyoruz.Tehlike kapımızı çalmaktan öte ,evimizin içine girip bizi rahatsız etmedikçe umurumuzda olmuyor.
Arkadaşlıklarımızı, aşklarımız, dostluklarımızı,akrabalıklarımızı da “delete” tuşuna basıp silmeye alıştırılıyoruz.Sürekli olarak daha az sorumluluk duygusu aşılanmaktadır.
Türkiye’miz de globalleşen dünyada bir dönemecin başında mı acaba? Yoksa,globalleşen tüketim kültürü içinde yozlaşan ve güce tapmaya başlayan Türk toplumunun kültürel geriye düşüşü artık kurumsallaştı mı? Aklı olanlar düşünsün !
Muhittin TUZCU
Yaşam Antrenörü
tuzcumuhit@gmail.com
+
- 11 Feb 2009, 5:38 pm
