Varide
Posts 1-1 of 1
-
Ferhat Uludağ Premium Member Group moderatorThe company name is only visible to registered members.KEMAL TAHİR İLGİSİYLE HACI ABDULLAH MAZMANOĞLU
Hece Dergisi tarafından Kemal Tahir hakkında yazmam istenince 'inşaallah, belki kısa ama farklı bir yazı göndereceğim' demiştim; şöyle ki: Kemal Tahir'le benim bir ortak arkadaşımız vardı.
Yanlış hatırlamıyorsam ben '75'te Malatya Hapishanesi'nde yatarken (adı lazım değil) bir şair arkadaşım: ''orada Kemal Tahir'in izlerini bulabiliyor musun'' gibi bir şey sormuştu. Benim yattığım ceza evinin yeni ceza evi olduğunu, Kemal Tahir'in, o günler (bana mektubun geldiği günler) halâ ibadete açık olan Söğütlü Cami'de yattığını (tuhaf mı) ya bilmiyor ya unutmuştu.
Kemal Tahir'in yattığı yıllar CHP'nin, askeri tedbir olarak yurt genelinde uyguladığı yapılandırma bugün halâ eleştiri konusudur. Yaşayanlar anlatır: ''Camileri ahır yaptılar''.
Yetersizlikten, yersizlikten, savaş ihtimalinden vs. Yurt genelinde kullanıma müsait binalar kışlalara dönüştürülmüş, bu arada elbet at da bağlanmıştı. Söğütlü Camii bunlardan biri. Bu arada saydığım gerekçeler bunlarsa ve başka yer de bulunamamışsa CHP'nin cinayetlerle dolu tarihinde islamî açıdan kınanamayacak belki yegâne uygulamasıdır. Cami, içinde ibadet de edilen ama ümmetin her işinin görüldüğü yerdir çünkü. Zorunlu olunca askere de tahsis edersin, mühimmat deposu da yapabilirsin. Ama caminin, hem de iyi-kötü tarihi bir caminin hapishane yapılmasını insan pek anlayamıyor. Her neyse zamanın hükümeti demek mustar kalmış.
Kemal Tahir işbu, benim de yıllarca içinde namaz kıldığım, Malatya'nın manevi zenginliğiyle ünlü camisinde yattı. Çok daha büyük yegâne taş camimize (Teze Cami) karşın Söğütlü Cami'nin ruhaniyet ve bereketli olduğuna inanılırdı. Teze Cami'de bir iki sıra cemaat olurken, Söğütlü Cami hep dolar taşardı. Her vakit namazındaki kalabalığın içinde de mutlaka bir velinin bulunduğuna da inalırdı. Şimdi yıkıp yerine bir beton ucube koydular Söğütlü Cami diye.
O yıllar, Selçuklu mimarisine uygun inşa edilmiş, kubbesiz, damı düz bir cesim salon olan Caminin nasıl Hapishane olarak kullanıldığını hep merak ederdim: Bütün mahkûm bu büyük salonda mı yatıyordu içini bölüp koğuşlar mı yapmışlardı. Her neyse bahçesinde, şadırvanında abdest almak bile bambaşka bir şeydi. Sanıyorum '50'den sonra tekrar Cami olmuştu.
Büyük ihtimalle Namuscular'ı orada yazdı Kemal Tahir ve o hapishaneyi romanlaştırdı.
Girişte söylediğim o ki, o romanın önde gelen kahramanı Hacı Abdullah Mazmanoğlu Amca benim de arkadaşımdı ve Malatya hapishanesinde garip, lakabı Istambullu olan Kâmal'ı himayesine o almıştı. O eski Osmanlı kabadayısı Mazmanoğlu Amca O'nun adını (doğru olarak) böyle telaffuz ederdi: ''Şo! Kâmal var ya Kâmal Gomonist daha '' diye başladığını da hatırlıyorum.
Kendisi beş vakit cemaata giderdi ve koyu CHP'liydi (Yetmişli yılların başları). İki oğlundan biri sürekli esrar içen yarı meczup bir adamdı. Öteki, Yüksel Mazmanoğlu ise Malatya CHP gençlik kolları başkanıydı ve Malatya'da günaşırı adam öldürülen o yıllarda genç yaşta öldürüldü.
Mazmanoğlu Amca belki dedem yaşındaydı (75-80) ama gerçekten arkadaşım, komşumdu. Mücelli Caddesindeki elektrikçi dükkânıma ikiyüz metre ilerdeydi evi. İlişilmediği sürece bu kırmızı ve ablak yüzlü, kırmızı saçlı adam saygı telkin eden, vakur biriyken, damarına bastılar mı caddenin ortasında ana-avrat düz gider, kontroldan çıkardı.
Bu yüzden her yere takılmaz mahallede yalnız bana gelirdi. Hemen acı kahvesini söyler bir şeyler anlatmasını umardım; öyle de olurdu.
Gene ismi lazım değil, Ankara'dan bir dergici arkadaşımız bizim yakınlığımızı öğrenince ''bana bir mülakat ayarlayabilir misin'' demişti. Çağırdık arkadaşımızı Mazmanoğlu beni kırmamıştı. Ama baktım ki arkadaşımız handiyse Mazmanoğlu'yu ve beni minnet altında bırakır gibi kimi tavırlar içine giriyor. Mazman Amca'ya: ''o iş kaldı'' arkadaşıma da ''ben bu işi iptal ettim'' dedim. Arkadaşımız büyük yeis içinde Ankara'ya döndü.
Kemal Tahir okumuş arkadaşlarım: ''Yahu Murat bi geldiğimizde tanıştır'' diye rica ediyorlardı. Gene bir gün O kahvesini yudumlarken tanışmayı çok arzulamış olan arkadaşım Çetin Mengüşoğlu geldi: ''Mazmanoğlu Amca işte bu Çetin'' dedim: Mazmanoğlu Amca'nın O jestini hiç unutmuyorum: Sağ kolunu yarı kaldırdı, baş parmağıyla göğsünü işaret ederek: ''Bu'' dedi.
Mazmanoğlu katildi. Gençliğinde yapmadığı halt kalmamıştı ama benim O'na kavuştuğum yıllar elinde bastonuyla dolaşan, ağır başlı beş vakit namazında biriydi.
O kahve sohbetlerinden biri:
''Bir gün bana 'Ula Mazman ben iflah olmam' dedi Kâmal''. ''Niye ula dedim. Bunun üstüne anlattı: Ben iflah olmam Mazman; üstümde beddua var, ah var. Gencidim. Beni bir kızla evermek istediler. He dedim, olur dedim. Görüştük, tanıştık. Uzun zaman düğün hazırlıkları yapıldı. Düğün günü gerdeğe girecekken, gizlice kaçıp kayboldum. O kızın ahı beni iflah etmez.''
Istambullu, o an Mazmanoğlu'ya roman mı yazıyordu, hadise gerçekten yaşanmış mıydı bilmiyorum; Mazmanoğlu'nun anlattığı buydu.
Biz bu sohbetleri yaptığımız yıllarda aradan kaç yıl geçmişti bilmiyorum ama Hapishaneden çıktıktan sonra O'nu asla affetmemiş, görüşmemişti. Şu olaydan sonra:
Kemal Tahir daha sonra tahliye olmuş olacak ki Mazmanoğlu, O'nu Istanbul'a gönderdikten sonra ilk kez , koynu kucağı hediyelerle dolu, Karı'sıyla birlikte, sepet sepet kayısılarla Hapishane arkadaşı, can dostu Kemal Tahir'i ziyarete, Istanbula gider. Bir yandan da hep onunla övünmüştür; böyle, yazar, ünlü birinin, onun can dostu olmasıyla, hapishane arkadaşı olmasıyla.
O yılları tahmin edebiliyorsunuz: iz yok toz yok Istanbul'da . Hele bir Anadolu insanı için. O kadar hediyeyle sürünür, yorulurlar ama Kâmal'ı bulurlar. Kemal Tahir, bu Eşkıya'yı, bu karı-kocayı (utandığından olsa gerek) evine değil de bir otele götürür. Mazmanoğlu ilk trenle geri dönmüş ve bu olayı da ölünceye kadar unutmamış, O'nu affetmemiştir.
Kemal Tahir'in yakınlarına gönderdiği bir resmin arkasına yazdıklarıyla veda edelim:
''Mazmanoğlu Hacı Aptullal'la beraber bu resmi size göndermek için çektirdik. Bizim Mazman'ın kaş çatmasına metelik vermeyin, yüreği çocuk gibidir. Tarih-i resme kadar mahpusluğu, on bir sene altı ay tamamlandı. Mapusane avlusunda azamet satmaya hakkı vardır.''
Murat Kapkıner /
http://www.muratkapkiner.org
- 08 Feb 2012, 2:43 pm
