YOL HARİTASI

YOL HARİTASI

Posts 1-1 of 1
  • Mustafa Kemal TAŞTEKİN
    Mustafa Kemal TAŞTEKİN    Group moderator
    The company name is only visible to registered members.
    SIYASET:Siyaset: Toplum yönetimi ile ilgili olayların bütününü inceleyen bilim dalıdır.

    SİYASET FELSEFESİ:Siyasi iktidarın oluşumunu, kaynağını kullanılış biçimini yaşanılan durumdan daha iyi bir durum olup olmadığını ele alan bilgi dalıdır

    SİYASET FELSEFESİNİN KONUSU
    Siyaset (Politika Latince) dilimize Arapça`dan geçmiş bir sözcüktür ve devlet ve toplum yönetimi ile ilgili tüm etkinlikleri ifade eder.Bu alanı, hem siyaset bilim hem de siyaset felsefesi inceler.Siyaset bilim devlet biçimlerini, siyasi olguları ve süreçleri ele alır,betimler ve olanı olduğu gibi inceler. Siyaset felsefesi ise varolan siyaset üzerine bir sorgulama ve akıl yürütme etkinliğidir.Siyaset felsefesi ideolojiler üstü bir tutumla olması gerekeni araştırır.

    Siyasi Bilimler:Siyaset, belli bir toplumda,çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir. Siyaset bilimi geçmişte dar anlamda devlet ve iktidar kavramları üzerine araştırmalar yapmaktayken günümüzde, siyasal kararların tahlili,sosyal grupların karar ve etki ilişkilerindeki rolü,siyasal katılma,sosyal yapı ve iktidar ilişkisi,siyasal değişme ve gelişme gibi konuları da incelemektedir.

    SİYASET FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI

    Birey :Kendisini başkalarından ayıran,kendisine özgü bir kimliği olan her tek toplumsal insan

    Toplum :Bireylerden oluşan ve kendisine özgü bir yapısı bulunan, aralarında sosyal ilişki ile ortak bir kültürü ve sürekliliği bulunan insan topluluğudur.

    Devlet :Bir yurt üzerinde yaşayan ortak bir kültür yaratmış olan insanların oluşturduğu hukuksal ve siyasal otoritedir.

    İktidar :Yönetme gücünü elinde bulundurma demektir.

    Meşruiyet :Egemenliğin haklı nedenlere dayalı olarak kullanılmasını ifade eder.Bir toplumda meşruiyet ya sosyal haklılığa ya da yasalara dayalı olarak kullanılabilir.

    Yönetim :Bir örgütün ya da bir kurumun belirlenen ilke ve amaçlar doğrultusunda işletilmesidir.

    Egemenlik :Yönetme gücünün kaynağı yönetme yetkisini elinde bulundurmanın nedenidir.

    Hak :Kullanma ve isteme yetkisine sahip olduğumuz şeylerdir.

    Hukuk: devlet-birey ve birey-birey ilişkilerini düzenleyen yazılı normlar bütünüdür.

    Yasa :Hukuku meydana getiren zorlayıcı olan ve yaptırımları bulunan yazılı normların her biridir.

    Bürokrasi :Kamu alanında çalışan aşamalı(hiyerarşik) bir düzen içinde örgütlenmiş olan memurlar topluluğudur.

    Sivil Toplum: Toplum yönetiminde, iktidarın etki alanı dışında bulunan ve kendi dinamiğini oluşturarak varlığını sürdüren toplum olanı.

    SİYASET FELSEFESİNİN TEMEL SORULARI

    1.Devletin varlık nedeni nedir?

    2.Devlet olmalı mı olmamalı mı?

    3.Devletin fonksiyonu nedir?

    4.İktidar kaynağını nereden alır?

    5.Egemenlik türleri nelerdir?

    6.Sivil toplum nedir?

    7.Demokratik yaşamda sivil toplumun yeri nedir?

    8.Eşitlik nedir?

    9.Adalet nedir?

    10.Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?

    11.En iyi yönetim biçimi nedir?

    12.Herkesin memnun olabileceği bir yönetim biçimi olabilir mi?

    1. İktidar Kaynağını Nereden Alır?

    a- İkidar, kaynağını toplumu içten ve dıştan gelebilecek tehliklere karşı koruma düşüncesinden alır.

    (Korunma İhtiyacı)

    b- İktidar, kaynağını toplumdaki egemen dinden alır.

    (Dini misyon)

    c- İktidar, kaynağını toplumdaki birlikde yaşama isteğinden alır. (Ortak irade)

    2. Meşruiyetin Ölçütü Nedir?

    a- Korunma İhtiyacı: Toplumun korunma ihtiyacının karşılanması iktidarın uygulamalarını meşru kılar.

    b- Dini Misyon: İktidar uygulamalarını dini nisyonun yerine getirilmesi nedeniyle meşru kılar.

    c- Sınıf Çıkarının Korunması: Sınıf çıkarının sağlanması uygulamayı meşru kılar.

    d- Ortak İradenin Temsili: Ortak iradenin istediği durumları gerçekleştirmeyi, uygulamaları meşru kılan ölçü kabul eder.

    3. Egemenliğin Kullanılış Biçimleri (Max Weber`in görüşü):

    a- Geleneksel Egemenlik Biçimi: Geleneklere bağlı olarak yönetimde bulunanların kutsal olduğu inancı geleneksel egemenlik tarzınının meşruluğunu sağlar. Bu otorite tipinde yönetenlerin kim olacağı ve bunların yetkileri gelenekler tarafından belirlenir.

    b- Karizmatik Egemenlik Biçimi: Hem yönetilen, hem de yöneten kendisinde doğa üstü özellikler olduğunu düşünür. Bu nedenle lider, toplum için her zaman doğruyu yapar, yanılmaz, Yönetilenlerin mutlak boyun eğmesi gerekir. Buna monarşik ve teokratik yönetimleri örnek verebiliriz.

    c- Rasyonel-Yasal Egemenlik Biçimi: Demokraside meşru egemenlik biçimi, yasama yürütme, yargı yetkilerinin farklı güçlerde bulunması ile gerçekleşmektedir. Demokratik toplumları buna örnek verebiliriz.

    Siyaset Felsefesinin İki Ana Problemi:
    A. Karmaşa-Düzen-Ütopya

    Karmaşa (Düzensizlik): Toplumsal bakımdan istenilmeyen bir durum olup, varlığını bu biçimde sürdüren toplum örneği yoktur.

    Düzen: Toplumdaki karşılıklı etkileşim halinde bulunan sosyal kurumların oluşturduğu bütünlüktür.

    Ütopya: Yunanca kökenlidir ve olmayan ülke, belli olmayan yer anlamındadır. Zihinde tasarlanmış bir takım ilkelere göre oluşturulmuş hayali toplumu ifade eder.

    B. Düzenin Gerekliliği ve Devlet

    Bütün toplumlarda belli bir düzeni sağlayan kurallar vardır. Toplumsal yaşamın sürdürülmesi için çeşitli kurallar gerekmektedir. Bunların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlayan güç devlettir.

    1. Devleti Doğal Düzenin Devamı Olarak Kabul Edenler:

    Platon`a göre devlet bir organizma gibidir. Devlette gördüğmüz sosyal sınıflar insandaki belli yetilerin karşılığıdır.

    İşçi Sınıfı: İnsandaki beslenme güdüsüne karşılıktır.

    Koruyucular Sınıfı: İnsandaki irade yetisine karşılıktır.

    Yöneticiler Sınıfı: İnsandaki akıl yetisine karşılıktır.

    Platon`da filozoflar devlet adamı veya devlet adamları filozof olmalıdır.

    Aristoteles`e göre, insan nasıl bazı biyolojik ve ruhsal yetilerle dünyaya geliyor ve sonra yaşamı boyunca bunları geliştiriyorsa aynı şekilde devletde bir toplumsal yaşam yetisiyle dünyaya gelir sonra yaşamı boyunca bunu geliştirir ve gerçekleştirir.

    2. Devleti Yapma Bir Varlık Kabul Edenler:

    İnsanlar uzlaşıp anlaşarak topmlumu ve devleti meydana getirirler. Buna Toplumsal Sözleşme adı verilir.

    İlk çağda sofistler, 17. yy`da T. Hobbes, 18. yy`da J.J. Rouseau bu görüşü savunmuşlardır.

    C. İdeal Düzen Arayışları:

    1. İdeal Düzenin olabileceğini Reddedenler:

    Sofist Yaklaşım: Protagoras ve Gorgias`ın temsil ettiği yaklaşımdır. Buna göre insan herşeyin ölçüsüdür. Dolayısıyla herkesin isteyebileceği ideal bir düzen olamaz.

    2. İdeal Düzenin Olabileceğini Kabul Eden Görüşler:

    a- ÖzgürlüğüTemel Alan Yaklaşım: İdeal düzenin var olması için toplumda birey özgürlüklerinin tam olarak yerine getirilmesi gerekir. Böyle bir ortamda ideal düzen kendiliğinden oluşur. Ekonomik planda, bireylerin ekonomik çıkarlarının tatmini sağlanınca toplumun bütünün çıkarı da gerçekleştirilmiş olacaktır. A. Smith ve St. Mill gibi Liberalist düşünürler bu yaklaşımı temsil ederler.

    b- Eşitliği Temel Alan Görüş: İdeal düzenin var olabilmesi için bireylerin başkaları ile eşit olarak yasama hakkına sahip olması gerekir. Bunun gerçekleşmesi ise üretim araçlarının kişi veya grup mülkiyetinden çıkarılıp herkese ait olması ile mümkündür. Sosyalist S. Simon, L. Blanc, K. Marx bu görüştedirler.

    c- Adaleti Temel Alan Yaklaşım: İdeal düzen için hem örgürlüğü hem de eşitliği içine alan adaletin sağlanması gerekir. Böylece hukuksal kurum ve kurallar işleyecek, bireylerin temel hak ve özgürlükleri korunmuş olacaktır.

    D. İdeal Düzeni Belirleyen Ölçütler:

    Özgürlük, eşitlik, adalet, hukukun üstünlüğü, halkın egemenliği ve Demokrasi gibi ölçütler vardır.

    E. Ütopyalar:

    1. Platon`un Ütopyası: İdeal devlet anlayışından bahsettiği ``Devlet`` adlı eserinde bahseder. Bu devlette üç grup vardır: işçiler, bekçiler ve yöneticiler. İşçiler sadece çalışır, itaat ederler. Bekçiler (yani savaşçılar) devleti içten ve dıştan gelecek tehlikelere karşı korur. Yöneticilerin amacı adaleti hakim kılmaktır. Ona göre bir devlet en mükemmel devlettir.

    2. Thomas Moore-Ütopya: Mülkiyetin bireysel olduğu ve herşeyin parayla ölçüldüğü yerde adaletin ve mutluluğun olmayacağını söyler insanların mutlu olabilecekleri bir düzen önerir. Bu düzende mülkiyet yoktur, sınıf yoktur, insanlar eşittir. Aile, toplumun temelini oluşturur. İnsanlar para ve altına değer vermezler; herkes mutludur. Yöneticiler, halkı çok iyi yönetir. Yasalarınsayısı çok azdır. Savaş yok, barış hakimdir. Değişik dine inanan insanlar arasında hoşgörü var. Ruhun ölümden sonra yaşayacağına inanırlar.

    3. Campanella-Güneş Ülkesi: Var olan herşeyin ortaklaşa paylaşıldığı, tam bir eşitlikle paylaşıldığı ülkedir. Mülkiyet ortak, zorunlu çalışma süresi azdır. Güç akıl, sevgiye dayanan yöneticilerin yetkileri çok geniştir.

    4. Farabi-Erdemli Şehir-``El-Medinetü-l-Fazıla``: Halkının Etkin Akılla bağlantı kurduğu, erdemli kişilerce yönetilen toplumdur. Bir erdemli kişi veya meclis toplumu yönetir.

    5. A. Huxley-``Yeni Dünya``: Teknolojinin gelecekte toplumu nasıl yok edeceğini göstererek, bilim ve teknolojiye karşı insanı uyarmak amacıyla yazdığı eserdir. Yeni dünyada yapay yöntemle üretilen insanlar alfa, beta, epsilon adı verilen sınıflardan oluşmuştur. Kimse hastalanmaz ölmez, yalnız çalışma ve eğlence olduğundan duygulanma ve düşünme yoktur. Ayrıca toplumların geçmişi tümüyle silinmiştir.

    6. G. Orwell-1984: Totaliter devlet anlayışına karşı uyarmayı amaç edindiği eserdir. 1984 dünyanın üç bloka bölündüğü ve toplumların acımasızca yönetildiği bir dönemdir. Baskı nedeniyle herkes korku içindedir. İnsanların davranışları ve düşünceleri sürekli izlendiği için kimsenin özel hayatının olmadığı bir dünyadır.

    F. Birey ve Devlet

    Birey, temel hak ve özgürlüklerini kullanan bir varlık, devletde toplumda bireylerin bu hak ve özgürlüklerini en ileri derecede ve sürekli olarak kullanabilmeleri için oluşturulmuş otoritedir. Bu otorite yasama, yürütme ve yargı yoluyla amacına uygun olarak kullancak biçimde örgütlenmiştir.

    Birey-devlet ilişkisi yalnız demokratik toplumda gerçekleşir, totaliter (baskıcı) yönetimde değil.

    a) Yusuf Has Hacib: Kutadgu Bilgi (11 yy.) adlı eserinde (Mutluluk Veren Bilgi) hükümdarın görevinin halka hizmet etmek ve adalet dağıtmak olduğunu savunur.

    J. Locke: Devlet, bireyin yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını korumak için vardır. Bu anlamda birey ve devlet arasında sözleşme söz konusudur.

    Bireyin haklarından vazgeçtiği yerde, devletin varlık nedeni de ortadan kalkar.

    c) K. Popper: ``Açık Toplum ve Düşmanları`` adlı eserinde özgürlük öğretisini savunurken aslında bireyin vazgeçemeyeceği haklarını savunur. Bireyin haklarını ortadan kaldıran totaliter (baskıcı) yönetimlerin eleştirisini yapar.

    İKTİDAR KAYNAĞINI NEREDEN ALIR?

    *İlk yaklaşım iktidarın, toplumun içten ve dıştan gelebilecek tehlikelere karşı korunması ihtiyacından kaynaklandığını söyler.

    *İkinci yaklaşım iktidarın kaynağı olarak Tanrı`yı görür.Bu yaklaşıma göre iktidar Tanrı`nın yeryüzündeki temsilcisidir.

    *Üçüncü yaklaşıma göre iktidar kaynağını toplumda yaşayan insanların ortak iradesinden kaynaklanır.

    MEŞRUİYETİN ÖLÇÜTLERİNELERDİR?
    *Birinci yaklaşıma göre devlet ve iktidar bireylerin ahlaki bakımdan olgunlaşma ihtiyacına yanıt vermek amacıyla ortaya çıkmıştır.Bu amacı yerine getirebildiği oranda meşrudur.

    *Devlet Tanrı`nın yeryüzündeki temsilcisidir yaklaşımını savunanlara göre ise iktidar dinsel misyonun yerine getirilmesi temelinde meşrudur.

    *Marksizm`e göre devlet egemen sınıfların üretim araçlarını elinde bulundurmasına hizmet eden bir araçtır.Devletin meşruluğu hizmet ettiği sınıfın çıkarlarını gözetmesi ve sonuçta sınıfsız bir toplumu amaç edinmesi ile ölçülür.

    *Bir başka yaklaşıma göre ise devlet ortak iradenin temsilcisidir.Devletin uygulamaları ortak iradeye hizmet ettiği sürece meşrudur.

    KAÇ TÜR EGEMENLİK TARZI VARDIR?

    1.Geleneksel Egemenlik:

    Geleneksel egemenliği toplumun dayandığı geleneksel değerler (gelenekler, örfler, adetler, görenekler) belirler.Bu egemenlik türü gelişmemiş ilkel toplumlarda geçerlidir. Egemenlik halka değil belirli bir kişiye ya da belirli bir aileye aittir.Emirlik,krallık,şeyhlik vb ülkeler bu egemenlik türüne örnek olarak verilebilir.

    2.Karizmatik Egemenlik:

    Liderde bulunan karizmaya dayalı bir egemenlik türüdür. Karizma üstün ve büyüleyici niteliklere sahip liderleri ifade etmede kullanılan bir terimdir. Karizmatik liderler güçlerini topluma sağladıkları başarılardan alırlar.

    3.Demokratik ve hukuksal Egemenlik

    Bu egemenlik tarzı insanın akıl ve mantığına dayalıdır.Egemenlik hukuka dayanır ve hukuk kuralları çerçevesinde kullanılır.Egemenliği elde etme ve kullanma yolları ve sınırları anayasalar tarafından belirlenmiştir. İktidarın egemenliği kullanırken halkın iradesini kullanması esastır.

    Devlet
    Felsefe tarihinde devleti ele alan yaklaşımlar iki ana başlık altında toplanabilirler.

    1.Devleti Doğal Bir Varlık Sayan Yaklaşımlar: Bu yaklaşımın en önemli temsilcisi Platon`dur.Ona göre toplum insan vücuduna benzer. Nasıl vücudumuzda her organın bir görevi varsa toplumdaki her organın da belli bir görevi bulunmaktadır. Devlet ise insan vücudundaki tüm organların birbiriyle uyumlu çalışmasını sağlayan beyni temsil etmektedir.Devletin belli bir başlangıcı bulunmamaktadır.Ona göre devlet insan toplumuyla birlikte hep vardı ve hep varolmaya da devam edecektir.

    2.Devleti Yapay Bir Varlık Sayan Yaklaşımlar: Bu yaklaşımın felsefe tarihindeki en önemli temsilcileri Thomas Hobbes,J.J.Rousseau ve J.Locke`tur. Bunlara göre insan toplulukları başlangıçta Doğal Durum adı verilen bir durumda yaşıyorlardı. Doğal durumda insanları yöneten ne kurallar ne de kurumlar bulunuyordu.Daha sonra insanlar barış içinde ve belirli bir düzen içerisinde yaşama gereksinimi duyduklarında devlet düşüncesi ortaya çıktı.Yani onlara göre devlet sonradan insan ihtiyaçlarına cevap vermek üzere oluşturulmuş bir kurumdur.

    İDEAL DÜZEN ARAYIŞLARI:

    Felsefe tarihinde ideal bir düzenin olup olmadığı tartışmaları iki ana grupta toplanır.Bunlardan ilki ideal bir düzenin olamayacağını öne süren görüşler ve ikincisi ideal bir düzenin olabileceğini öne süren görüşlerdir.

    1.)İDEAL BİR DÜZENİN OLAMAYACAĞINI SÖYLEYEN GÖRÜŞLER: Sofistlere ve nihilistlere göre ideal bir düzen yoktur.Çünkü düzenin amacı insan mutluluğunu sağlamaktır.Tüm insanların mutluluğunu sağlamak ise olanaksızdır.Bu anlamda bugüne kadar hiçbir düzen mutlak insan mutluluğunu sağlayabilmiş ve bundan sonra da sağlayabilecek değildir ve bu yüzden de ideal bir düzenden söz edilemez.

    2.)İDEAL BİR DÜZENİN OLABİLECEĞİNİ ÖNE SÜREN GÖRÜŞLER: İkinci ana yaklaşımlar ideal bir düzenin olabileceğini söyleyen yaklaşımlardır.Bu yaklaşımlara göre ise asıl sorun ideal düzeni belirleyen ölçütlerdedir.

    a.)Özgürlüğü Temel Alan Yaklaşım (Liberalizm)

    Liberalizm olarak bilinen bu görüş Adam Smith,J.Locke ve St Mill tarafından savunulmuştur.Bu yaklaşım Batı dünyasının kapitalist üretim tarzının dayandığı felsefi temel olarak karşımıza çıkar.Smith`in bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler sözüyle özetlenebilecek olan liberalizme göre ideal bir düzen mutlak anlamda birey özgürlüğünü sağlayabilen düzendir.Bir düzenin ideal sayılabilmesi için özgürlükçü olması gerekmektedir.

    b.)Eşitliği Temel Alan Yaklaşım (Sosyalizm)

    Bu yaklaşımın başlıca temsilcileri S.Simon, C.Fourier, Prodhon,Owen ve Karl Marx`dır.Bunlara göre ideal düzeni belirleyen ölçüt eşitlik ilkesidir.Bu yaklaşımla birlikte sosyalist ekonomik sistemin felsefi düşüncesi ortaya çıkmış olmaktadır.

    c.)Adaleti Temel Alan Yaklaşım (Sosyal Hukuk Devleti)

    Özgürlüğü veya eşitliği temel alan yaklaşımların dayandığı ekonomik sistemler insan ve toplum problemlerini çözmeye yetememiştir.Bu nedenle daha sonra ideal düzeni belirleyen ölçüt olarak adalet ilkesi öne sürülmüştür.Bu yaklaşıma göre özgürlüğün olmadığı yerde eşitlikten, eşitliğin olmadığı yerde ise özgürlükten söz etmek olanaksızdır.Adalet ilkesini temel alan yaklaşım sosyal hukuk devleti denilen yeni bir devlet modelinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

    ÜTOPYALAR:

    Şimdiye kadar öngörülen veya uygulanan hiçbir devlet tarzı mutlak anlamda insan mutluluğunu sağlayamamıştır. Bu yüzden insanlar yeni devlet arayışlarını sürdürmektedirler.Bu çabalar kapsamında düş gücüne dayalı hayali devlet biçimleri de üretilmiştir.Bu hayali düzen tasarımlarına olmayan yer anlamına gelen Ütopya denir.Ütopya hiçbir yerde bulunmayan hayali bir devlet yazınıdır.Tarih içerisinde ütopya yazarları iki başlık altında toplanır:

    1.İstenilen Ütopyalar:

    Bu tür ütopyalar her şeyin yolunda gittiği, toplumsal alanda herhangi bir sorunun bulunmadığı, kusursuz bir devlet ve düzen tasarımını ifade eder.Bunlar iyimser bir bakış açısıyla kaleme alınmış ütopyalardır.Bu tür tasarımlara şunlar örnek olarak verilebilir:

    a.)Platon : Devlet

    b.)Farabi :El Medinet-ül Fazıla

    c.)Thomas More :Ütopia

    d.)Campenella Güneş Ülkesi

    e.) F.Bacon: Yeni Atlantik

    2.İstenilmeyen Ütopyalar:

    Dünyanın ve toplumun geleceği konusunda iyimser bir bakış açısıyla kaleme alınmış yukarıdaki ütopyaların yanı sıra kötümser bir bakış açısıyla yazılmış ütopyalar da vardır.Bunlar gelecek için karamsardırlar.İnsanlığın geleceğinin özellikle kontrolsüz teknolojik gelişmeler yüzünden kötü olacağına ilişkin bir karamsarlık içermektedirler.

    Siyaset felsefesinin temel kavramları şunlardır:

    Birey: Bir toplumu oluşturan ve toplumun bir üyesi olan, bilinç sahibi insandır.

    Toplum: Birbirleri ile karşılıklı ekonomik ve kültürel ilişkiler içinde bulunan bireylerin meydana getirdiği, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, tarihe ve kültürel temele dayanan topluluk.

    Devlet: Siyasi sınırları tespit edilmiş, belli bir coğrafya parçası üzerinde yaşayan, egemenliğe sahip en büyük siyasi kurumdur. Görevi, toplumu dışarıya karşı korumak, içerde toplumsal düzeni sağlamaktır.

    İktidar: Bir toplumda halkı yönetme gücüne sahip olma anlamına gelmektedir.

    Yönetim: İktidarı elinde bulunduranın toplumu idare etmesidir.

    Meşruiyet: Bir toplumda iktidarı elinde bulunduranların, yönetme gücünü yasalara uygun olarak elde etmesi ve bu gücünü yasalara uygun olarak sürdürmesi.

    Egemenlik: İktidar olmaktan doğan gücü kullanmaktır.

    Hak: Bir toplumda hukuk sisteminin bireylere verdiği yetkidir.

    Hukuk: Bir toplumu oluşturan kişilerin, gerek aralarındaki gerekse devlet ile olan ilişkilerini düzenleyen yazılı kurallar ve yasalar sistemidir.

    Yasa: Bireylerin toplum içindeki eylem ve davranışlarını düzenleyen yazılı hukuk kurallarıdır.

    Bürokrasi: Devlet işlerinin yapılışıyla ilgili sistemdir.

    Sivil Toplum: Devlet otoritesi ve kurumları dışında kalan, kendi dinamiğini oluşturarak hak ve özgürlüklerini savunabilen özgür ve özerk toplum kısmı.

    Siyaset Felsefesinin Temel Soruları

    İktidar kaynağını nereden alır?

    Meşruiyetin ölçütü nedir?

    Egemenliğin kullanış biçimleri nelerdir?

    Bireyin temel hakları nelerdir?

    Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?

    Sivil toplumun anlamı nedir?

    İktidar kaynağını nereden alır?

    Kimi toplumlarda iktidar, krallıklarda olduğu gibi dini kaynaklıdır. Kral, Tanrı adına toplumu yönetir ve Tanrı`nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilir.

    Kimi toplumlarda iktidar, demokratik toplumlarda özgür seçimlerle işbaşına gelirler. İktidarın kaynağı halkın özgür iradesidir.

    Kimi toplumlarda ise iktidar, toplumda bozulan düzeni tekrar sağlamak için yapılan bir ihtilâlde kaynağını bulur. Faşist yönetimlerde olduğu gibi.

    Meşruiyetin ölçütü nedir?

    Siyaset felsefesinde bu soru, iktidarı kullananların haklılık, yasaya uygunluk durumunu nereden aldıklarını araştırıp sorgular. Her iktidar kendini meşru, yani haklı bulur. O zaman meşruiyetin objektif bir ölçütü olabilir mi? Meşruiyet iktidar olmanın, yönetme biçiminin özelliklerine göre değişebilmektedir.

    İktidarın meşru olabilmesi için mevcut yasalara uyması ve onları aynen uygulamasıdır. Bir iktidar, meşru yoldan iktidara gelebilir ancak, bundan sonra da yasalara uyması gerekir. Bunu yapmadığı zaman meşruiyetini kaybedebilir. Bu nedenle bir devletin meşruluğu, halkoyuna dayanıp dayanmamasına bağlıdır. Meşruiyetin kaynağı, halkın özgür iradesi ve oyudur. Buna ulusal egemenlik denir. Halk, bu iradesini parlamenter sistemde gerçekleştirir.

    Egemenliğin kullanış biçimleri nelerdir?

    Bu soru ile, çağlar boyu egemenliğin nasıl değişik biçimlerde kullanıldığı ele alınır. Her yönetim biçimi, ortaya çıktıkları çağın koşullarından etkilenmiştir. Her çağın belli idealleri olmuştur. Devlet anlayışı da buna göre şekillenmiştir. Teokratik ve demokratik anlayışlar bunun örnekleri olmuştur.

    Teokratik yönetimlerde egemenlik dayanağını Tanrı`dan almıştır. Teokrasi, siyasal iktidarın, Tanrı`nın temsilcileri sayılan kişilerde bulunduğu düzendir. Uzunca dönemler toplumlar bu anlayışlarla yönetilmişlerdir.

    Totaliter toplumlarda iktidar, liderin elindedir. Lider, o toplum için kurtarıcıdır. Daima toplum için doğruyu gören ve uygulayan olarak düşünülür. Burada egemenliğin kaynağı, halkın lidere karşı duyduğu inançta bulunur.

    Demokratik toplumlarda ise, egemenlik yazılı yasalarla belirlenir ve iktidar sahibi, yasalarla belirlenmiş bir hukuk sistemi içinde egemenlik gücünü kullanır. Demokrasilerde hem yönetenin hem de yönetilenlerin hak ve görevleri yasalarla düzenlenmiştir. Demokratik toplumlarda üç temel kuvvet vardır: Yasaları yapan parlamento, yasaları uygulayan hükümet ve bağımsız yargı (mahkemeler).

    Böyle bir demokratik hukuk devleti içinde toplum, çağdaş bir toplum olur ve yurttaşların hakları güvence altına alınır. Maks Weber, egemenliğin kullanılış biçimiyle ilgili olarak üç kaynak belirtmiştir:

    Geleneksel anlayışa göre, iktidarın bir güç, itaat edenlerin de halk olduğu düzen. Buna feodal ve monarşik yönetimler örnektir.

    Hukuka ve yasalara uygun iktidar oluşumu. Burada iktidar gücünü yasalardan alır. Halkın iktidara uyması ise, iktidarın hukuka uygun davranması ve yönetimin bir makam olarak görülmesi nedeniyledir. Demokratik yönetimler bunun örneğidir.

    Karizmatik yönetim anlayışı, bir kişinin ya da liderin olağanüstü sayılan niteliklerinden doğmuştur. Karizmatik liderler, genellikle toplumların bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkarlar.

    Bireyin temel hakları nelerdir?

    Bu soru ile bireyin doğal ve toplumsal ne gibi haklara sahip olması gerektiği irdelenir. Demokratik toplumlarda bireylerin yurttaşlık hakları vardır ve bunlar yasal güvenceler altındadır; yaşama, mülk edinme, özgürce düşünme, düşündüklerini yayınlama, istediği felsefi anlayışa bağlanma, istediği siyasal partiye girme, istediği tarzda sanat eseri yaratma gibi.

    Batı düşüncesi, siyaset felsefesinde bu birey-devlet ilişkisini ``devlet bireylerin yaşama, özgürlük ve mülkiyet haklarını korumak için vardır (J. Locke)`` sözleriyle tanımlamıştır. Doğu Felsefesi`nde de Yusuf Has Hâcip ``Kutadgu Bilik`` (Mutluluk veren bilgi) adlı eserinde ``Hükümdarın görevi, halka hizmet etmek ve adalet dağıtmaktır.`` diyerek birey-devlet ilişkisini belirtmiştir.

    Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?

    Bu soru ile, devletin yapılaşması ve işleyişinde bir sistem olarak ortaya çıkan bürokrasinin olumlu ve olumsuz yönleri irdelenir. Bürokrasi, devletin yurttaşlarla iletişimini sağlayan memurlar ve bu sınıfın çalışma biçimidir. Bir devletin varlığı için siyasi kadrolar ne kadar önemli ve zorunlu ise, devlet işlerinin yürütülmesi için de bürokrasi aynı derecede önemli ve zorunludur.

    Taşıdığı özelliklerle bürokrasi çok eleştirilmiştir. Kimileri çok gerekli görürken, kimi düşünürler de bürokrasinin özgürlükleri ve demokrasiyi zorladığını düşünmüşlerdir. Ancak, bürokrasinin yerini alacak bir sistem oluşturmadan, onu ortadan kaldırmak mümkün görünmektedir.

    Sivil toplumun anlamı nedir?

    Sivil toplum, toplumu oluşturan bireylerin iktidarı elinde tutanlara karşı konumunu belirler. Demokratik toplumlarda bireyler, özgürlüklerini söz ve karar haklarını özgürce kullanabilmek için örgütlenirler. Bu örgütlenmeler, devlet etkinliği ve denetimi dışında gönüllü bireyler tarafından oluşturulur. Bunlar, mesleki örgütler olduğu gibi, belli düşünceler etrafında meydana gelen gruplar da olabilir.

    Bireylerin siyasi otoriteye karşı kendi haklarını ve özgürlüklerini savunabilmek için örgütlenmiş demokratik yapıya, sivil toplum denir. Bu nedenle sivil toplum, demokrasilerin vazgeçilmez bir parçasıdır...
 
Sign up for free: