KURBAN BAYRAMI MESAJI
Birlik ve bütünlüğümüzün sağlanmasında, sevgi ve hoşgörünün tesis edilmesinde, sosyal yardımlaşma anlayışının güzel örneklerle gerçekleşmesinde, geçmişten günümüze bayramların büyük önemi vardır.
Yüce Türk Milleti olarak en anlamlı dini bayramlarımızdan biri olan Mübarek Kurban Bayramı’na kavuşmanın sevinç ve mutluluğunu hep birlikte yaşıyoruz. Bayramlar, dostluk, sevgi ve hoşgörü duygularının yoğun olarak yaşandığı dayanışma günleridir.
Dinimizin en anlamlı günlerinden biri olan Kurban Bayramı’nda kırgınlıklarımızı, dargınlıklarımızı geride bırakarak sevgi, hoşgörü ve birlik içinde olmalıyız.
Miletlerin hayatında, sevgi, yardımlaşma ve dayanışma duygularının doruk noktasında yaşandığı, milli birlik ve beraberliğin perçinlendiği önemli dini ve milli günler vardır. Bu bakımdan dini bayramlarımızın hayati önemi bulunmaktadır. Milletçe, huzur içinde yeni bir Kurban Bayramını idrak etmenin mutluluğunu yaşıyor, milletimize bu sevinci yaşatan Rabbimize şükrediyoruz. Bayramlar imanı, ibadeti ve tarihi bir sevinç atmosferinde buluşturan ve bu sevinci geleceğe taşıyan zaman dilimleridir. Bayramlar, toplum hayatında bireylerin yalnız olmadıklarını; sevinçlerini, acılarını ve kederlerini paylaşan insanlarla iç- içe yaşadıklarını hissettiren sevinç günleridir. Bu bakımdan zengini ve fakiri; hastası ve düşkünü ile milletin, bir insan yığını olmadığını somut olarak ortaya koymada ve toplumsal dayanışmayı sağlamada bayramlar, önemli bir fonksiyon icra etmektedir. Fedakâr milletimiz, Kurban Bayramını, amacına uygun olarak idrak etmek için birlikte yaşadıkları toplumda çeşitli maddi ve manevi sıkıntılar içinde olan kardeşlerine fedakârca davranarak, fakirlere ve kimsesizlere; kişilik, haysiyet ve onurunu zedelemeden ekonomik destek verecek, akrabaları, hastaları, huzur evlerinde güler yüz bekleyen güzel insanları ziyaret edecek, böylece hem kendileri mutlu olacak hem de onları mutlu edecektir.
Bayramda sevgimizi, sevincimizi başkalarıyla paylaşalım. Sevgi birleştirir, kin ayırır. Sevgi acıyı tatlıya, toprağı altına, hastayı şifaya, zindanı saraya, belayı nimete, kahrı rahmete kavuşturur. Gönül kırmak ne kadar ağır bir günah ise, gönül almakta o kadar sevaplı bir eylemdir.
Bugünlerde toplumsal birlikteliği ve dayanışmayı pekiştiren değerlerin yoğun olarak yaşandığı bir Kurban bayramını daha milletçe birlik, beraberlik ve huzur içinde idrak etmenin mutluluğunu yaşayacağız. Bu seçkin bayram günlerinin birleştirici ve manevi gücünün de bizleri yeni ufuklara taşıyacağına inanıyor, Bu duygu ve temennilerle Kurban Bayramınızı kutluyor sağlık, sıhhat ve afiyetle huzur içinde daha nice bayramlar idrak etmenizi Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
Altuğ YÖRÜKOĞLU
1 Kommentar
Yavuz Sultan Selimin Kürt Açılımı
Mustafa Armağan'
-------------------------------------------------------------------------------------------
Tarihe göndermelerimizin arttığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu da tarihe ilgiyi artırıyor. Tabii kaçınılmaz olarak kimi hataları da. Çok konuşulan ‘Yavuz’un Kürt açılımı’nı doğru anlayabilmek için olayın mantığına eğilmemiz gerekiyor.
Öncelikle Osmanlı Devleti henüz Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gelmeden önce burası Akkoyunlular, Karakoyunlular ve sonradan Safeviler arasında paylaşılamıyordu. Osmanlı’ya yenilen Akkoyunluların zayıflaması üzerine bölgede Şah İsmail’e gün doğdu. 1499’da Anadolu topaklarına girerek 7 bin kişilik bir ordu topladı. Bunlar Türk veya Türkleşmiş köylülerdi. Ancak hepsinin Alevi ve Türkmen olduğunu düşünmeyin. Zira içlerinde hem Sünni Türkler, hem de Sünni Kürtler vardı. (Ne yapalım ki, tarih netlikten nefret eder!)
Arkasından Azerbaycan “olgun bir meyve gibi” Şah İsmail’in eline düşer. İşte bu aşamada (1501) Şiiliği devlet dini ilan eden Şah İsmail yeniden Anadolu’ya yönelip Diyarbakır’ı ele geçirir. Bu sırada Safeviler pek çok Kürt öldürmüş, toprakları yağmalanmıştır. Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan da aynı hataya düşmüş, Kürtleri şiddet yoluyla sindireceğini zannetmişti. Şah İsmail Kürt reislerini ortadan kaldırıp kendi adamlarını vali yapıyor, ille de Kürtlerden vali olacaksa soylu aileleri değil, onların daha düşük statüdeki rakiplerini atıyor, böylece gururlarını kırıyordu.
Tabii aşiret reislerine ölümüne bağlı olan Kürtler ayaklanmıştı ama ayaklanma da kanlı bir şekilde bastırıldı. Hatta bir heyet halinde Şah İsmail’e gidip bağlılıklarını bildiren ve bu davranışlarından dolayı kendilerine yumuşak bir tavır takınılacağını zanneden 16 Kürt reisi toptan hapse atılmıştı (yaklaşık 1510). Sonra bir darbe daha vurdu Şah İsmail. Hapse attığı beylerin topraklarını kendisine bağlamaları için güvendiği Kızılbaş aşiretlerinin önderlerini görevlendirdi.
Kanlı bir şekilde bastırılan, toprakları ellerinden alınan, biat ederek yumuşatma çabaları boşa giden Kürtlerin hayal kırıklığını tasavvur edebilirsiniz. Bu arada Şii bir devlet karşısında ezilen Sünniler konumunda bulunmaları, aralarındaki nefret ve düşmanlığı artırmış olmalıdır.
Martin van Bruinessen’e göre bu durum karşısında ayakta kalabilen Kürt önderlerin kendilerini Safevi zulmünden kurtarabilecek tek güç olarak Osmanlı’yı görmelerinde ve ondan medet ummalarında şaşılacak bir şey yoktur.
Nitekim Yavuz’un Çaldıran’da Safevileri ezip Şah İsmail efsanesine son vermesi üzerine rahat bir nefes alarak Osmanlı’ya yaklaşmaya başlayan Kürt beylerine karşı Şah İsmail Diyarbakır’ı geri almak için Karahan’ı gönderince, önlerinde tek bir seçenek kalıyordu: Osmanlı’dan yardım istemek. İşte Osmanlı-Kürt ilişkilerinde düğüm noktası, bu Diyarbakır savunması oldu. Osmanlı ordusuna kapılarını açan Kürtler, kaptırdıkları pek çok kaleyi geri alabildiler. Ne de olsa arkalarını yaslayabilecekleri bir güç vardı artık.
Şerefname’ye bakılırsa Yavuz Sultan Selim İstanbul’a dönmeden önce Kürt beyleri İdris-i Bitlisî’yi kendisine yollayarak Safeviler tarafından ellerinden alınmış bulunan toprakları üzerindeki veraset haklarını tanımasını istediler. Bunun karşılığında ise Şah İsmail’in Diyarbakır’a vali tayin ettiği Karahan’ı kovmaları için içlerinden birini beylerbeyi atamasını rica ettiler. Ne var ki Yavuz, İdris Bey’in tavsiyesi doğrultusunda içlerinden birini değil, Bıyıklı Mehmed Paşa’yı atadı. Sonunda Osmanlı birlikleri, Kürt aşiret askerleriyle el ele vererek Kızılbaşları yendi.
Artık bölgede Osmanlı egemenliği sağlanmıştı. Nihayet 1515’te İdris-i Bitlisî, Yavuz’un verdiği yetkilere dayanarak Safevilere karşı Osmanlılar ile işbirliği yapmış olan Kürt beylerini vali olarak atamış, üstelik onlara, valiliğin babadan oğula geçmesi gibi görülmemiş bir ayrıcalık tanımıştı. Oysa Akkoyunlular ile Safeviler tam tersi bir politika takip etmişler ve ellerinden geldiği kadar Türk kökenli valiler atamışlar, Kürtlerin nüfuzunu kırmayı önemsemişlerdi. Osmanlılar böylece kendisine yardım eden Kürt beylerini, (tabii Sünni olanlarını) geleneksel aristokratik ayrıcalıklarını tanıyarak rahatlatmış ve sadakatlerini sağlamış oluyorlardı. (Martin van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, İletişim, 2004, s. 205-218)
Böylece Osmanlı Devleti, İran ve Memluk sınırında Kürt aşiretlerini tampon bir güç olarak kullanma imkânına sahip olurken, “bir hayli parçalı ve savunmasız olan Kürt aşiretleri de Osmanlı Devleti’ne muhtaçtılar.” Nitekim Şah İsmail’in oğlu Tahmasb da babasının politikasından vazgeçip Kürt beylerine valilikler vermeye başlamış, Osmanlı’nın modelini esas almıştı.
Ancak heveskâr tarihçiler gibi tarihte bir olayın bir kere meydana geldikten sonra aynen devam ettiğini zannetmeyelim. Önce Osmanlı’ya itaat etmiş bulunan Kürt aşiretleri, bir süre sonra Safevilerin daha yüksek maddi kazanç tekliflerine kanıp onların safına geçebiliyorlar veya tersi de yaşanabiliyordu. Nitekim ünlü Şerefname yazarı V. Şeref Han, İran’da doğmuş, orada büyümüştü ama 1578 gibi oldukça geç bir tarihte Osmanlı’nın cazip tekliflerini kabul ederek Safevilerin safından ayrılmıştı. (Hakan Özoğlu, Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği, 2005, s. 68.)
Ancak bölgeye son derece uygun olan Osmanlı modeli, yüzyıllarca ufak tefek farklılıklarla yaşamaya devam edecek, nihayet Hamidiye Alayları ile yeni bir çehreye bürünecekti. İsterseniz onu da bir başka yazıda ele alalım.
0 Kommentare
10 KASIM TÜRKÜSÜ
Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler,
Bozkır ovalarına, Erciyes'e Ağrı'ya,
Ulusun egemen olduğunu
Özgür olduğunu
Haykıracağım haykıracağım işte,
Senin sustuğunca!
Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
Ana baba oğul kız,
Dere tepe bucak köy,
Yeryüzü yaşamalarımla değil
Oralarda, Senin gittigince!
Atatürk, taşıyacağım
Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al,
Senin taşıdığını;
Yurdun gök ülküsü
Dalgalanırken,
Senin bayrağını yücelteceğim.
Senin çıktığınca.
F. Hüsnü DAĞLARCA
1 Kommentar
Re: KURBAN BAYRAMI MESAJI
Bahtiyar KURT, 25.11.2009, 21:19
ÖĞRETMENLER GÜNÜ MESAJI
Altuğ YÖRÜKOĞLU, 24.11.2009, 15:12
KURBAN BAYRAMI MESAJI
Altuğ YÖRÜKOĞLU, 24.11.2009, 15:04
Re: ANITKABiR Özel Defteri. ...
Ümit Yakup Dural, 24.11.2009, 02:45
XING - Globales Networking für Geschäftsleute Erfahren Sie mehr
Jetzt kostenlos anmelden!Gruppeninformationen
Einstellungen dieser Gruppe
Moderiert von:
Altuğ YÖRÜKOĞLU Gruppenmoderator(Der Firmenname ist nur sichtbar für registrierte Mitglieder)
Co-moderiert von:
NURDAN BİLEYCİ Gruppenmoderator(Der Firmenname ist nur sichtbar für registrierte Mitglieder)
Bahtiyar KURT Gruppenmoderator(Der Firmenname ist nur sichtbar für registrierte Mitglieder)
Ramazan Türkmen Gruppenmoderator(Der Firmenname ist nur sichtbar für registrierte Mitglieder)
Ferhat Uludağ Premium-Mitglied Gruppenmoderator(Der Firmenname ist nur sichtbar für registrierte Mitglieder)
Willkommen bei der Gruppe YORTURK, YORUK-TURKMEN auf XING, dem Business Netzwerk für Geschäftsleute. YORTURK, YORUK-TURKMEN ist eine von tausenden Fachgruppen und Gemeinschaften auf XING, die Fachwissen und Know-how von Millionen Mitgliedern aus über 200 Ländern weltweit verbinden. Treten Sie jetzt der Gruppe YORTURK, YORUK-TURKMEN bei und tauschen Sie sich mit Experten und Gleichgesinnten in anregenden Diskussionen aus.